Modern.az

Petrol hala önemli ama kaderleri o belirlemiyor - ARAŞTIRMA

Petrol hala önemli ama kaderleri o belirlemiyor - ARAŞTIRMA

Analitika

Bugün, 11:57

Hürmüz Boğazı'nda bir roket, bir dron patlaması veya bir askeri olay sadece Orta Doğu'da değil, dünyanın her yerinde yakıt fiyatlarını değiştirebilir. Son haftalarda İsrail-İran çatışmasının yarattığı gerilim ve petrol fiyatlarında gözlemlenen artış birçoğumuza 1970'li yılların meşhur enerji krizini hatırlattı. O dönemde petrol piyasasında yaşanan sarsıntılar dünya ekonomisini yıllarca süren enflasyon ve durgunlukla karşı karşıya bırakmıştı.

Ancak ilginç olan şu ki, bugün benzer jeopolitik riskler mevcut olsa da, dünya ekonomisi önceki kadar hassas görünmüyor. Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) son analizi de bunu doğruluyor. Fon, küresel ekonominin son 50 yılda enerji şoklarına karşı direncini önemli ölçüde artırdığını düşünüyor.

1973 krizi neden bu kadar yıkıcı olmuştu?

1973 yılında Arap ülkelerinin İsrail'i destekleyen devletlere karşı uyguladığı petrol ambargosu dünya ekonomisinde büyük bir sarsıntı yarattı. OPEC'in kararından sonra petrolün fiyatı sadece birkaç ay içinde yaklaşık dört kat arttı.

ABD'de benzin istasyonlarının önünde kilometrelerce kuyruklar oluşmuştu. Birçok Avrupa ülkesinde pazar günleri otomobillerin kullanımı kısıtlanıyor, sokakların aydınlatılması azaltılıyordu. Üretim maliyetleri yükseldi, enflasyon rekor seviyeye ulaştı ve dünya ekonomisi uzun süre "stagflasyon" adı verilen – yüksek enflasyon ile zayıf ekonomik büyümenin aynı anda yaşandığı döneme girdi.

1979'da İran İslam Devrimi de ikinci büyük petrol şokuna neden oldu ve enerji piyasasında belirsizliği daha da artırdı.

Dünya artık önceki dünya değil

Bugün ise durum tamamen farklı. IMF, son yarım yüzyılda dünya ekonomisinin enerji açısından oldukça verimli olduğunu belirtiyor. Eğer 1970'li yıllarda belirli bir hacimde GSYİH üretmek için iki kat daha fazla enerji gerekiyorsa, şu anda aynı ekonomik sonuca daha az enerji harcanıyor.

Bunun temel nedenleri teknolojik gelişme, üretim süreçlerinin optimizasyonu, dijitalleşme ve hizmet sektörünün ekonomideki payının artmasıdır. Başka bir deyişle, ekonomik büyüme artık önceki kadar petrole bağımlı değil.

Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi oyunun kurallarını değiştirdi

Dünya ekonomisinin enerji şoklarına karşı daha dayanıklı olmasının diğer önemli nedeni, enerji kaynaklarının öncekiyle karşılaştırıldığında önemli ölçüde çeşitlenmesidir. Eğer 1973'te küresel enerji tüketiminin yaklaşık yarısı petrolün payına düşüyorsa, bugün bu gösterge üçte birin altındadır. Bu değişiklik tesadüfi değil. Son on yıllar boyunca doğal gazın kullanımı genişledi, nükleer enerji gelişti, güneş ve rüzgar enerjisi ise dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynaklarına dönüştü. Aynı zamanda elektrikli otomobillerin sayısının hızla artması, ulaşım sektöründe petrole bağımlılığı kademeli olarak azaltıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verileri de, son yıllarda küresel enerji sektöründe en büyük artışın yenilenebilir enerji kaynaklarının payına düştüğünü gösteriyor. Sonuç olarak, dünya ekonomisi artık önceki gibi sadece petrol üzerine kurulu bir sistem değil. Bugün petrol fiyatlarındaki her artış piyasalarda endişe yaratsa da, bunun ekonomiye etkisi 40-50 yıl önceki kadar yıkıcı olmuyor. Çünkü ülkelerin elinde alternatif enerji kaynakları var ve bu alternatifler küresel ekonomi için ek bir güvenlik yastığı rolünü oynuyor.

Hürmüz Boğazı neden bu kadar önemli?

Bununla birlikte, dünya enerji piyasasının en hassas noktalarından biri olarak Hürmüz Boğazı önemini hala koruyor. Basra Körfezi'ni Umman Körfezi aracılığıyla açık denize bağlayan bu dar su yolu, küresel enerji ticaretinin ana arterlerinden biri olarak kabul ediliyor. Dünyada deniz yoluyla taşınan ham petrolün yaklaşık dörtte biri, ayrıca sıvılaştırılmış doğal gazın büyük bir kısmı bu rotadan geçiyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak ve Katar gibi büyük enerji ihracatçıları dünya pazarına erişim için esasen bu boğazı kullanıyorlar.

İşte bu yüzden bölgede ortaya çıkan herhangi bir askeri gerilim veya ulaşımın kısıtlanmasıyla ilgili haberler piyasalarda hemen yankı buluyor. Yatırımcılar petrol tedarikinin azalacağı ihtimalini fiyatlara önceden dahil etmeye başlıyorlar. Boğazın kapanması gerçekleşmese bile, böyle bir riskin ortaya çıkması petrolün pahalılaşması ve enerji piyasasında belirsizliğin artması için yeterlidir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı sadece Orta Doğu için değil, küresel ekonominin istikrarı açısından da stratejik önem taşıyan en önemli noktalardan biri olarak kabul ediliyor.

Ama tüm ülkeler aynı derecede zarar görmüyor

Bununla birlikte, petrol fiyatlarındaki artış tüm ülkelere aynı etkiyi göstermiyor. Burada belirleyici rol oynayan temel faktörlerden biri, ülkelerin enerji ithalatına ne kadar bağımlı olduğudur. Örneğin, Japonya, Hindistan ve Güney Kore gibi büyük petrol ithalatçıları fiyat artışını daha acı verici hissediyorlar. Çünkü enerji pahalılaştıkça üretim maliyetleri artıyor, taşıma ve lojistik pahalılaşıyor, sonuç olarak enflasyon hızlanıyor ve dış ticaret dengesine baskı güçleniyor.

Diğer önemli bir faktör ise devletlerin mali imkanlarıdır. Güçlü mali rezervlere sahip ülkeler, yakıt sübvansiyonları, vergi indirimleri ve sosyal destek paketleri sayesinde fiyat artışının etkisini bir ölçüde yumuşatabiliyorlar. Mali imkanları sınırlı olan devletler ise aynı durumda hem iş dünyasını hem de halkı korumakta zorluk çekiyorlar. İşte bu yüzden küresel piyasada meydana gelen aynı olay bir ülkede sadece fiyat artışıyla sonuçlanırken, başka bir ülkede ekonomik büyümenin zayıflamasına, yüksek enflasyona ve hatta sosyal gerilime neden olabiliyor. Dünya ülkelerinin yüzde 80'inden fazlasının net petrol ithalatçısı olduğunu göz önüne alırsak, bu riskin boyutu daha net görülüyor.

Azerbaycan için bu ne anlama geliyor?

Azerbaycan'ın durumu ise biraz farklıdır. Ülke enerji ihracatçısı olduğundan, petrolün pahalılaşması kısa vadede ekonomi için belirli avantajlar yaratır. Böyle dönemlerde devlet bütçesine gelirler artar, Devlet Petrol Fonu'nun gelirleri yükselir, döviz rezervleri güçlenir ve dış ticaret dengesi iyileşir. Bu ise hükümete ekonomik ve sosyal programların finansmanı için ek imkanlar kazandırır.

Ancak meseleye sadece bu prizmadan bakmak doğru olmaz. Azerbaycan aynı zamanda çok sayıda tüketim malı, ekipman ve sanayi ürünü ithal eden bir ülkedir. Küresel enerji fiyatlarının yükselmesi taşıma maliyetlerini artırdığı için bu, er ya da geç ithal edilen ürünlerin fiyatlarında da kendini gösterir. Başka bir deyişle, petrolün pahalılaşması bütçeye ek gelir getirse de, enflasyon riskini de artırır. İşte bu yüzden ekonominin sürdürülebilirliği uzun vadeli perspektifte petrolün fiyatından değil, petrol dışı sektörün gelişiminden, üretimin genişlemesinden ve ekonominin çeşitlendirilmesinden bağlı olacaktır.

Geleceğin galipleri kim olacak?

Son yıllarda yaşanan jeopolitik olaylar gösteriyor ki, XXI. yüzyılda ekonomik gücün kriterleri değişiyor. Eğer bir zamanlar doğal kaynaklar devletlerin temel üstünlüğü olarak kabul ediliyorsa, bugün bu kaynakları nasıl kullanmak daha büyük önem taşıyor. Enerjiyi verimli kullanan, inovasyona yatırım yapan, yüksek teknolojileri geliştiren ve ekonomisini farklı alanlarda çeşitlendiren ülkeler küresel krizlere daha hazırlıklı oluyorlar.

Bugün milli güvenlik anlayışı da önceki içerikten oldukça farklıdır. Artık sadece askeri güçten bahsedilmiyor. Enerji güvenliği, gıda temini, dijital altyapının sürdürülebilirliği, siber güvenlik ve sağlam maliye politikası devletlerin direnç kabiliyetini belirleyen temel faktörlere dönüşmüştür. Bu anlamda geleceğin galipleri sadece zengin enerji kaynaklarına sahip ülkeler değil, değişen dünyaya en hızlı uyum sağlayan ve küresel riskleri önceden yönetebilen devletler olacaktır.

Sizə yeni x var
Keçid et
Ukrayna Rusiyanın gəmilərini ard-arda VURDU - ŞOK GÖRÜNTÜLƏR