Modern.az sitesi “Bir fotoğrafın hikayesi” rubrikasında bir sonraki ilginç sunumu yapıyor.
Zaman 1990 yılının yazı… Mekan İstanbul'un Beyoğlu ilçesi, SSCB'nin Başkonsolosluğu.
Fotoğraftakiler soldan sağa: Azerbaycanlı gazeteci İbrahim Nebioğlu, Türkiyeli televizyon yapımcısı ve yönetmeni Erkmen Sağlam, SSCB'nin Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Azerbaycanlı konsolosu Vahdet Sultanzade ve Türkiye'nin ünlü şarkıcısı Barış Manço'nun yardımcısı…
Fotoğrafın hikayesini İbrahim Nebioğlu anlattı.
“Henüz 30 yaşım olmamıştı. İstanbul'daki tüm gazete sahiplerini, baş editörleri ve çok sayıda farklı farklı insanları tanıyordum, her yerde arkadaşım, tanıdığım vardı. Ancak genç ve tecrübesizdim, herkese inanıyordum.
Bu fotoğrafın çekildiği tarihten bir gün önce merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'la İstanbul'un Anadolu yakasındaki Maçka semtinde Barış Manço'nun evinde eşi Lale Hanım'ın demlediği çayı içiyorduk. Barış Manço ve onun çekim ekibine 1 gün içinde Sovyet vizesi almak lazımdı. Ancak bu, mümkün olan iş değildi - Ruslar bir günde 7-8 kişiye vizeyi hayatta vermezlerdi. Sovyetler Birliği'nin İstanbul'daki Başkonsolosluğu'nun çalışanı, tanınmış diplomat Vahdet Sultanzade ile çok yakındım. Ertesi gün Barış Manço'nun çocukluk arkadaşı ve silah arkadaşı, TV programcısı ve yapımcısı Erkmen Sağlam'la Beyoğlu'ndaki tarihi Başkonsolosluk binasının demir kapısının girişine yaklaştık. Düşünüyorduk ki, belgeleri verip gidelim.
İçeriden güvenliğe telefon edip hepimizi konsolosluk şubesine davet ettiler. Vahdet Bey kapıda bizi karşılayıp çay odasına götürdü. Elimde bir kavanoz reçel vardı. Vahdet Bey'in Azerbaycanlı olduğunu öğrenince Lale Hanım ona kendi deyimiyle "murabba" göndermişti. Vahdet Bey teşekkür edip reçeli almadı, “ailem Moskova'da, sonbaharda gelecek, götür çayla kendin içersin” dedi. Biraz sohbet edip kalkmak istiyorduk ki, Vahdet Bey odadan çıkıp bir dakika sonra elinde klasörle geri döndü - vizeler hazırdı. Erkmen Bey gözlerine inanmıyordu. Ben artık bir kahramandım onların gözünde...
Yıllar sonra Barış Manço bizim efsanevi televizyoncumuz, aziz Etibar Babayev'in davetiyle Bakü'ye "7'den 77'ye" programının çekimlerine geldiğinde kameraları çalışmadı. O zaman Bakü'de “Betacam” kamerası ancak benim liderlik ettiğim stüdyoda vardı. Ve ben kamerayı hiç düşünmeden kendi operatörümle Barış Manço'ya verdim. Program çekimi bitti ve 2 gün sonra tüm grup Türkiye'ye geri döndü.
Ertesi gün operatörümüz Suad elinde bir zarfla yanıma geldi. Zarfın içinde Barış Manço'nun şirketinin resmi makbuzu ve 770 Alman markı vardı. “Neden 770, neden 800 değil” diye sorduğumda Suad "Abi, Barış Bey cebinde ne varsa hepsini çıkarıp bize verdi" dedi. Çalışan çocukların 4 aylık maaşı ve masraflarımız çıkmıştı. Yarınlara bakıyorduk ve umutluyduk, öyle sanıyorduk ki, sürekli Güneş olacak...
P.S. Fotoğrafı o zaman fotomuhabir olarak çalışan, bugün ise Türkiye'nin tanınmış gazetecilerinden ve televizyoncularından biri, “Habertürk” yazarı, "Airport" programının yapımcısı ve sunucusu, 30 yıllık dostum Güntay Şimşek çekti. O gün orada nasıl peydahlandığını hatırlamıyorum. Fotoğrafı da orada ayakta çekti. Lale Hanım'ın "murabbası" Güntay'a nasip oldu... Güntay 30 yıl sonra arşivini tasnif ederken bu fotoğrafı bulup bana göndermekle ikimizi de o güzel zamanlara götürdü...”