Zori Balayan öldü. Bu haber yayılır yayılmaz sosyal medyada garip, çelişkili bir manzara oluştu. Kimisi yas tuttu, kimisi onu lanetledi, kimisi ise susmayı seçti. Ama susanlar da anlar ki, bu, sıradan bir insanın ölümü değil. Bu, bir ideolojinin sonudur.
Balayan'ı normal bir insan olarak kabul etmek mümkün değildir. O, düşmanlık üzerine kurulu bir fikrin taşıyıcısıydı. Bu fikir yıllarca bölgeyi çatışma içinde tuttu. Halkları birbirine kırdırdı.
Onun kimliğine de basit yaklaşmak mümkün değildir. O, Sovyet sisteminde yetişip, sonradan radikal milliyetçi çizginin en aktif propagandacılarından birine dönüşmüştü. Kendini bilim insanı olarak tanıtıyordu. Yazdıkları ise bilimsel gerçeklerden uzaktı, daha doğrusu ideolojik amaçlara hizmet ediyordu.
O, tarihi araştırmıyordu, değiştiriyordu. Tarihte kendi amacını “yaratıyordu”. Onun metinlerinde mit üstünlük sağlıyordu. Bu mitler düşünceleri zehirledi. Bu mitlerin merkezinde “Büyük Ermenistan” hülyası duruyordu. “Büyük Ermenistan” başka halkların topraklarına iddia, gelecek nesillere aktarılan düşmanlık, bölgeyi gelişmeden alıkoyan zehirli bir ideolojiydi.
Balayan bu fikrin tek yazarı olmasa da, onun etkili taşıyıcılarından biriydi. Onun sözleri insanlara çatışmayı öğretiyordu.
Bu ideolojinin en trajik sonuçlarından biri Hocalı soykırımı oldu. Hocalı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçun adıdır. Ve elbette ki, bu, yıllarca şekillendirilen nefret ideolojisinin bir sonucuydu.
Balayan bu soykırıma karşı sadece insanlık duruşu sergilemekle kalmadı, aksine, bundan ilham aldı, kan ve felaketi Ermeni mutluluğu olarak sundu. Bu, onun kimliğini açıkça ortaya koydu.
Tarih bazen gecikir, bu mümkündür, ama bir gün cevabını verir.
2020 yılı geldi. Azerbaycan halkı toprak bütünlüğü uğruna ayağa kalktı. Gerçek zafer kazandı, mitler dağıldı.
Balayan, yıllarca kurduğu hülyanın nasıl dağıldığını, Şuşa'nın özgürlüğünü, Laçın'ın, Kelbecer'in, Hankendi'nin gerçekliğini gördü. Hocalı soykırımı şahitlerinin kendi doğup büyüdükleri evlerine döndüğünü uzaktan seyretti. Hocalı'ya dönen her bir insan, Balayan ideolojisine verilen en ağır cevaptı.
İşte bu yüzden Zori Balayan ile ilgili arzularım değişti. Onun işlediği suçlar yüzünden önceleri kurşuna dizilmesini arzuluyorsam da, 44 günlük Zafer Savaşı'ndan sonra Balayan'ın ölmesini istemedim.
Keşke o daha çok yaşasaydı. Keşke o, her gün Karabağ manzarasını görseydi. Keşke o, her gün Hocalı'ya dönen insanların sevincini izleseydi. Keşke o, kurduğu ideolojinin Ermenileri nasıl yok ettiğine her gün tanık olsaydı.
Ne yazık ki, ölüm Balayan'ı kurtardı. O, kendi yarattığı gerçekle uzun süre yüzleşmekten kurtuldu.
Azerbaycan'da Balayan adı acıyla anılır. Çünkü onun yaydığı düşünce bu topraklarda kan akıttı. Mülteciler, göçmenler, yıkılan şehirler, yitirilen hayatların arkasında bu ideoloji duruyor.
Ermeniler için en acı gerçek ise şudur ki, bu ideoloji Ermenistan'ı gelişmeden alıkoydu, onu tecrit etti, savaştan savaşa sürükledi. Sonuç olarak Ermenistan kapitülasyon imzalamak zorunda kaldı.
Keşke Balayan ölmeseydi.
Keşke o, her gün Hankendi'ye baksaydı.
Keşke o, Laçın'a, Kelbecer'e, Şuşa'ya bakıp gerçeği her gün görseydi.
Keşke o, her gün Hocalı'ya dönen insanların adım seslerini duysaydı.
Keşke Balayan bu gerçeklerle yaşayıp bir günde bin defa ölseydi.
Bir defa ölüp canını kurtarmasaydı.