Harita yeniden çiziliyor
Dünyanın siyasi, ekonomik, hatta coğrafi mimarisi temel bir dönüşüm aşamasında. Düne kadar stratejik müttefik sayılan devletler bugün çatışma hattının karşı taraflarında duruyor, geleneksel jeopolitik bloklar sınırlarını kaybediyor. Bu süreç soyut bir tez değil, Rusya-Ukrayna savaşı bunun en kanlı tezahürüdür. Şimdi analistlerin dikkati giderek daha çok bir noktanın üzerinde yoğunlaşıyor, Ermenistan Güney Kafkasya'nın yeni Ukraynası mı oluyor?
Tarihi kök, Rusya-Ukrayna çatışmasının prenslik dönemine uzanan izleri
Rusya-Ukrayna çatışmasının kökleri modern tarihten çok daha derine uzanıyor. Her iki halk da milli kimliğini aynı ortaçağ devletine, IX-XIII. yüzyıllarda var olmuş Kiev Rus'una (Kiev Rusг) bağlıyor. Bu, çatışmanın ilk ideolojik kaynağıdır. Moskova, Kiev Rus devletini Rus devletçiliğinin beşiği olarak sunarken, Kiev ise aynı tarihi mirası Ukrayna milli kimliğinin temeli sayıyor.

Sonuç olarak, iki modern devlet arasında "kim kimin varisidir" sorusu akademik bir tartışmadan uzaklaşarak doğrudan siyasi meşruiyet meselesine dönüştü. Bu tarihi rekabet yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde tekrarlandı. Litvanya-Polonya döneminden Rus İmparatorluğu'na, Sovyetler Birliği'nden modern döneme kadar Ukrayna sürekli "kimin etki alanında olacak" sorusunun merkezinde kaldı.
Peki bu mesele şimdi neden yeniden tekrarlanıyor? Görünen o ki, şu anda çatışmanın özünde basit bir toprak anlaşmazlığı değil, kimlik ve etki alanı meselesi yatıyor. Bu tip çatışmalar askeri zaferden uzak kimlik konsensüsü ile çözülür, askeri zafer geçici bir ara verir. İşte bu yüzden XX. yüzyılda birkaç kez "çözülmüş" gibi görünen bu çatışma yeniden patladı.
Ermenistan, aynı senaryonun tekrarı mı?
Bu tarihi modeli bugünkü Ermenistan bağlamında görmek yersiz görünmüyor. Ermenistan da tarihsel olarak Rusya'nın "etki alanı" (yakın dışı) doktrininin merkezi unsurlarından biri olmuştur. Şimdi Ermenistan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nün (KGAÖ) üyesi, Rus askeri üssünün (Gümrü) bulunduğu, Avrasya Ekonomik Birliği'nin bir parçası olan bir devlettir.
Ancak son yıllarda bu formül sarsılmaya başladı. 8 Ağustos 2025'te Washington'da Ermenistan, Azerbaycan ve ABD arasında imzalanan ortak bildiri, Ermenistan'ın TRIPP projesi çerçevesinde Washington ve üçüncü taraflarla işbirliğine resmi onay vermesi, ayrıca Erivan'ın Avrupa Birliği ile entegrasyon yönünde attığı adımlar, bunların hepsi Moskova'da "İkinci Ukrayna senaryosu" tepkisini doğuruyor.

Moskova'nın uyarısı, resmi retorikte "Ukrayna analojisi"
Bu benzerlik dış analistlerin varsayımı değil, Rusya yetkililerinin kullandığı bir terimdir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov defalarca Batı çevrelerinin Ukrayna ve Moldova'yı kendi etkisi altına aldığı gibi, Ermenistan'ı da aynı siyasi yörüngeye çekmeye çalıştığını belirtmiştir. Bunun "felaket" sonuçlar doğuracağını vurgulamıştır. Ayrıca Moskova, Ermenistan'ın Avrupa Birliği'ne entegrasyon isteğinin "yakında yok olacağını" beyan ederek, Erivan'a Avrasya Ekonomik Birliği ile AB arasında "ya o, ya ben" seçimiyle karşı karşıya kaldığını açıkça hatırlatmıştır. Bu retorik baskı pratik adımlarla da eşlik etmektedir. Rusya, Ermenistan'dan tarım ürünleri (maden suyu, meyve-sebze, alkollü içecekler) ithalatını kısıtlamıştır. Aynı senaryo, bu, tam da Rusya'nın Ukrayna ve Moldova'ya karşı daha önce uyguladığı "ekonomik zorlama" modelinin tekrarıdır.
Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sonrası basın toplantısında Başkan Putin'in Rusya'nın Gümrü'deki askeri üssünün çekilmesine "hazır olduğunu" beyan etmesi, "Ermenistan buna hazır mı? Biz hiçbir şeyi zorla kabul ettirmeyeceğiz" ifadesi aslında baskı stratejisinin devamıdır. Diplomasi'de seçim topunu resmi olarak Erivan'a devretmek aynı zamanda ciddi bir uyarı çağrışımı yaratır.

Brüksel'in karşı stratejisi, "sıcak kucak" taktiği
Aynı zamanda, Avrupa Birliği ters yönde aktif olarak hareket ediyor. Kesinlikle söylenebilir ki, bu, tam olarak Ukrayna olayından sonra uygulanan modelin tekrarıdır. Rusya'nın ticari kısıtlamalarına yanıt olarak AB, Ermenistan'a 50 milyon avrodan fazla acil mali yardım paketi açıkladı, bunun ilk kısmı olarak 34 milyon avro zaten ayrıldı. Paralel olarak Brüksel, Ermenistan'a Özerk Ticaret Tedbirleri rejiminin uygulanmasını tartışıyor. Bu da gümrük vergilerinden muaf pazar erişimini öngören bir mekanizmadır ve tam da aynı rejim 2022'de Rusya'nın işgalinden sonra Ukrayna'ya, daha önce ise Moldova'ya uygulanmıştı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in kendi sözleri bu paralelliği bilerek vurguluyor: Moskova'nın ekonomik ilişkileri siyasi baskı aracına dönüştürme taktiğini "çok iyi tanıdıklarını" belirterek, bunun "kabul edilemez" olduğunu vurgulamış ve Avrupa'nın Ermenistan'ın yanında "kararlılıkla" durduğunu ilan etmiştir. Diplomatik dilde bu adım, Ukrayna ile yapılan karşılaştırmanın resmi onayıdır.

Ukrayna analojisi
Bu karşılaştırma sadece dış gözlemcilerin yorumu değil. Bizzat Putin tarafından açıkça dile getirilmiştir. Ermenistan'ın önde gelen bağımsız medya kuruluşu CivilNet, Mayıs 2026'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Rusya'nın Zafer Günü geçit töreni sonrası brifinginde Ermenistan'ın AB'ye yönelme çabasının Ukrayna'dakine benzer sonuçlara yol açabileceğini açıkça belirttiğini yazdı: "Ukrayna'da da aynı şeyi gördük. Her şey Ukrayna'nın AB'ye katılma girişimiyle başladı. Bu sadece ilk aşamaydı... Bütün bunlar devlet darbesine, Kırım'daki ve güneydoğu Ukrayna'daki olaylara, askeri operasyonlara yol açtı" diye uyarmıştı Putin.
Bir ay sonra, Haziran ayında Rus medyası daha keskin bir olayı aydınlattı. Astana'da düzenlenen Avrasya Ekonomik Birliği zirvesinden sonra Putin doğrudan uyarıda bulunarak, eğer Ermenistan AB standartlarını kabul ederse, Moskova'nın Erivan ile tüm ekonomik entegrasyonu "durduracağını" ve Ermeni vatandaşlarının Rusya'da çalışması için izin gerekeceğini belirtti. Rusya Dışişleri Bakanlığı bunun ardından Ermenistan'daki büyükelçisini istişare için geri çağırdı. Rusya hayatında böyle bir yaklaşım nadir rastlanan sert bir diplomatik tepki adımıdır.
Rusya Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Mariya Zaharova, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin 4 Mayıs'ta Erivan'da düzenlenen Avrupa Siyasi Birliği Zirvesi'ne katılımından sonra bunun "AB'nin Ermeni vatandaşları için hazırladığı geleceği gösterdiğini" beyan etti. Bütün bunlar, Ukrayna karşılaştırmasının Rusya tarafından ne kadar bilerek ve sistemli işlendiğinin ek kanıtıdır.
Batılı analitik merkezler yapısal benzerliği doğruluyor
Batılı uzman çevreleri de aynı paralelliğe sıkça başvuruyor, ancak farklı duygusal bir çerçevede. Washington merkezli CEPA (Center for European Policy Analysis) analitik merkezi "Russia to Armenia: Do as We Say" başlıklı analizinde, Rusya'nın Ermenistan'ın AB'ye yakınlaşma çabalarına karşı "tamamen sakin" olduğunu beyan etse de, bunun arkasında tehditkar bir alt metin yattığını yazıyor. Ermenistan'ın her iki blokta aynı anda "oturmasının" mümkün olmadığını Putin'in kendisinin vurguladığını belirtiyor.
Avrupalı güvenlik analitik merkezi SpecialEurasia ise "Armenia's Foreign Policy Dilemma" adlı raporunda, Moskova'nın elinde hala ciddi baskı araçları kaldığı konusunda uyarıyor. Buna enerji fiyatları, işgücü göçü akışı, ticaret erişimi ve Rus askeri tesisleri dahildir. Eğer Erivan resmi olarak AB'ye katılır veya Rus askeri üslerinin statüsünü değiştirirse, bu ciddi bir tırmanma riski yaratır.
Amerikan kökenli Jamestown Foundation ise farklı bir dikkati Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşguliyetine yöneltiyor: "Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı ve Batı'nın uyguladığı geniş yaptırımlar, Rusya'nın Türkiye'ye karşı esnekliğinde, ayrıca Güney Kafkasya'ya dikkatini azaltmasında rol oynamıştır." Yani Ermenistan'ın Batı'ya yönelmesi tam da Rusya'nın Ukrayna'da "meşgul" olduğu bir pencerede gerçekleşiyor, savaş bittikten sonra Moskova'nın bölgeye geri dönüp daha sert baskı uygulaması olasılığı yüksektir.
Daha keskin bir biçimde, Ukrayna Dış İstihbarat Servisi'ne atıfta bulunarak Defense Express, Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın 24 Ağustos 2026'da parlamentoda sunduğu 2026-2031 stratejik eylem planında Rusya'nın artık stratejik ortak olarak belirtilmediğini yazıyor. Kiev'in istihbarat değerlendirmesine göre, bu, Moskova'nın Güney Kafkasya'daki en önemli dayanaklarından birini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

İki farklı motivasyon, aynı yapı
Analitik açıdan durumu şöyle formüle etmek mümkündür. Rusya, Ermenistan'ı "kaybetmek" istemeyerek baskı taktikleriyle tutmaya çalışırken, Avrupa ise tam da bu baskıyı kullanarak Ermenistan'ı kendi yörüngesine çekmeye can atıyor. Her iki tarafın enstrümanları farklıdır (Moskova askeri üs, enerji fiyatı ve ticaret kısıtlaması kaldıraçları, Brüksel ise mali yardım ve pazar erişimi), ancak stratejik çerçeve aynıdır. Ermenistan artık nötr, "ortada kalan" bir devlet olarak kabul edilmiyor. Jeopolitik kutuplaşmanın bir sonraki sınav alanı olarak görülüyor. Ve bu tezi şimdi hem Erivan'ın kendisi, hem Moskova, hem de Brüksel ve Washington medyası paralel bir şekilde doğruluyor.
Doğrudur, burada Ukrayna senaryosunun tam olarak tekrarı olacak demek aceleci olurdu. Bağlam farklıdır. Ermenistan NATO üyeliği arifesinde değil. Ama yapısal benzerlik inkar edilemez, aynı "ya-ya" seçim mantığı, aynı ekonomik baskı-tazminat döngüsü, aynı resmi retorik ("felaket sonuçlar" uyarısı Moskova'dan, Brüksel'den "kararlı destek" vaadi) ve bunu zaten Putin'in kendisi Ukrayna ile doğrudan karşılaştırarak dile getirmiştir.
Tarih gösteriyor ki, büyük güçlerin rekabet hatlarında kalan küçük devletler için "tarafsızlık" genellikle geçici bir statüdür. Dış baskı onları seçim yapmaya zorlar. Ukrayna bu yolu 2014'ten başlayarak geçti, sonucu herkesçe malumdur. Ermenistan'ın bugün karşı karşıya kaldığı durum, Moskova'nın uyarı dolu "özgürlük" teklifi ile Brüksel'in mali destekli "kucaklaşması" arasında yapısal açıdan aynı modelin başlangıç aşamasına benziyor. Sonun nasıl olacağını, Ukrayna deneyiminin gösterdiği gibi, esasen iç siyasi seçim, toplumun konsolidasyon derecesi ve uluslararası konjonktürün tesadüfi faktörleri belirleyecektir. Bütün bunlar ise tarihin gösterdiği gibi, en zor tahmin edilen denklemdir. Bu denklemin oluşumunda Ermenistan'ın yıllarca Azerbaycan'a karşı işgalci politikası, en nihayetinde Azerbaycan'ın kendi topraklarını işgalden kurtarması faktörleri de az rol oynamamıştır.
Elnur AMİROV