Ermenistan'da son dönemde yaşanan süreçlere iç siyasi mücadele bağlamında bakmak saflık olurdu. Burada daha geniş jeopolitik dönüşüm, siyasi elitlerin yeniden formatlanması ve Rusya'nın Güney Kafkasya'daki etki mekanizmalarını zayıflatma girişimleri gözlemleniyor.
Nikol Paşinyan hükümetinin uyguladığı siyasetin temel yönlerinden biri, Ermenistan'ın dış politika vektörünün değiştirilmesi, Batı ile siyasi ve güvenlik ilişkilerinin genişletilmesi ve Moskova'nın ülkenin iç siyasi süreçlerine etki imkanlarının kısıtlanmasıdır.

Bu süreç doğal olarak Ermenistan'ın önceki siyasi sisteminde Rusya'ya daha yakın konumda duran aktörlerle çelişki yaratıyor. Robert Koçaryan da tam da bu bağlamda özel bir siyasi figür olarak dikkat çekiyor. Koçaryan, Paşinyan hükümetinin siyasi kursuna karşı çıkan temel muhalefet figürlerinden biridir. Onun etrafında oluşan siyasi ağın Rusya'ya yakınlığı hakkında sadece Ermenistan'da uzun yıllardır konuşulmuyor, bunu tüm dünya açıkça görüyor. Mesele Koçaryan'ın kendisiyle de sınırlı değil. Paşinyan hükümeti son yıllarda Ermenistan'ın siyasi, ekonomik ve toplumsal kurumlarında önceki etki gruplarının imkanlarını sıfırlamaya çalışıyor. Bu sürece siyasi elit, iş çevreleri, diaspora yapıları ve hatta Ermenistan Apostolik Kilisesi ile ilişkiler de dahildir. Görünen o ki, burada temel mesele somut kişilerin tutuklanmasından daha büyüktür.
Başka bir deyişle, Paşinyan hükümeti hedef olarak sadece ayrı ayrı siyasi rakipleri almamış, Rusya'nın Ermenistan içinde oluşturduğu olası etki kanallarını zayıflatmaya çalışıyor. Rusya'nın etki mekanizmaları klasik diplomatik ilişkilerle sınırlı değildir. Siyasi ilişkiler, iş ağları, diaspora yapıları, güvenlik kurumları, bilgi kaynakları ve kişisel ilişkiler bu etkinin çeşitli bileşenlerini oluşturur. Bu açıdan Ermenistan'da yaşananlar bir nevi elit dönüşümü olarak da değerlendirilebilir.

Soru sorulabilir, Azerbaycan'ın siyasi tarihinde uzun yıllar önemli bir konumda olmuş Ramiz Mehdiyev meselesi bu manzaranın hangi noktasında duruyor?
Öncelikle şunu belirtelim ki, Azerbaycan da uzun yıllar Sovyet imparatorluğunun bir parçası olmuştur ve bu anlamda Rusya'nın uzun eli burada da işini görmüştür. Mehdiyev'in Rusya siyasi elitiyle ilişkileri ve eski SSCB siyasi sisteminden gelen bağlantıları inkar edilemezdir.
İşte bu yüzden Koçaryan-Mehdiyev paralelliğini doğrudan aynı siyasi-jeopolitik modelin iki farklı ülkedeki olası tezahürü olarak görmemek siyasi körlük olurdu. Rusya ile bağlantılı siyasi ağlar sadece bir ülkenin problemi olmamıştır. Post-Sovyet coğrafyasında siyasi sistemler değiştikçe önceki dönemlerden kalmış ilişkiler, kişisel münasebetler ve kurumsal bağlılıklar da etkisini sürdürmüştür.
Unutmamak gerekir ki, bir ülkede iktidar değişimi siyasi ağların değişmesi anlamına gelmez. Doğrudur, ideolojik bağlılıklar değişebilir, ekonomik çıkarlar dönüşebilir. Ancak kişisel ilişkiler, geçmiş siyasi münasebetler ve sınır ötesi ağlar uzun süre faaliyet gösterme potansiyeline sahiptir. Bu açıdan Ermenistan ve Azerbaycan arasında belirli siyasi paralelliklerin aranması tesadüfi sayılmamalıdır. Koçaryan ve Mehdiyev farklı siyasi sistemlerin ve farklı tarihi aşamaların figürleridir. Her iki ülkenin siyasi tarihinde Rusya'nın bölgesel etkisinin önemli bir faktör olduğu dönemler mevcut olmuştur. Bu nedenle her iki ülkede önceki siyasi elitlerin ve onların olası dış ilişkilerinin güvenlik ve siyasi istikrar konsepti açısından ciddi bir sorun olması kaçınılmazdır.
Bu anlamda mantıken milli hükümetlerin yabancı siyasi etki imkanlarını azaltma isteği, doğal olarak önceki sistemden kalan siyasi ağları ortadan kaldırmasını zorunlu kılar.
Paşinyan Ermenistan'ında bu meseleyi açıkça siyasi düzleme çıkarmıştır. Azerbaycan bağlamında ise Ramiz Mehdiyev etrafında oluşan tartışmalar bu konunun başka bir siyasi model üzerinden araştırılmasına imkan veriyor.
Meseleye kavramsal yaklaşıldığında Koçaryan-Mehdiyev meselesinde en ilginç nokta onların şahsen birbirini tanıyıp tanımamasına dayanmıyor. Asıl mesele aynı jeopolitik etki modelinin farklı ülkelerde nasıl işleyebilmesidir. Bu işte farklı mekanlarda aynı görevi yerine getirmek ise en büyük bağlılıktır. Bu bağlamda bir noktaya özel dikkat ayırmak gerekir. Eğer aynı ağın üyesi Koçaryan Hocalı soykırımını işleyenlerin başında duruyorsa, o ağın başka bir yerdeki üyesi görünüşte buna karşı çıkabilirdi. Tabii ki, ağ içinde buna gülümseyecekti.
Sonuç olarak, siyasi analiz düzleminde, Koçaryan-Mehdiyev benzerliğini post-Sovyet siyasi elitleri üzerinde yarattığı uzun vadeli etki imkanlarında aramak daha mantıklı görünüyor.
Elnur EMİROV