Hürmüz Boğazı'nın kapanması küresel enerji ve lojistik sisteminde ciddi bir çalkantı yarattı. Dünyanın ana petrol taşıma rotalarından biri olan bu boğazdan geçişlerin keskin bir şekilde azalması, petrol ve gaz tedarikini kısıtlamanın yanı sıra tanker taşımacılığı rotalarını değiştirdi, sigorta ve nakliye hizmetlerinin ücretlerini artırdı. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma ise enerji ithalatçısı ülkeler için enflasyon ve ekonomik büyüme açısından ek baskı oluşturuyor.
Modern.az hatırlatıyor ki, bu manzara 1956 Süveyş krizini hatırlatıyor. O yıl Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesinden sonra İsrail, İngiltere ve Fransa'nın askeri müdahalesi gerçekleşti ve kanalın faaliyeti durdu. ABD, İngiltere ve Fransa'ya baskı yaparak ateşkes ve askerlerin geri çekilmesini destekledi, SSCB ise askeri müdahale konusunda sert bir tutum sergiledi. Sonuç olarak askeri operasyonlar durduruldu ve kanalın yeniden faaliyete başlaması için yol açıldı.
Şimdi ise benzer bir soru Hürmüz Boğazı ile ilgili ortaya çıkıyor: 1956'da Süveyş'in açılması için ABD ve SSCB gibi büyük güçlerin diplomatik ve siyasi baskısı önemli bir rol oynamışsa, bugün Hürmüz'ün açılması için İran'a kim ve nasıl etki edebilir? Hürmüz krizi 1956 Süveyş krizinin hangi ekonomik sonuçlarını tekrarlayabilir ve bu kez küresel ekonomiye darbe ne kadar büyük olacak? Hürmüz açılmazsa ne olacak?
Konuyla ilgili siyaset bilimci Tofiq Abbasov Modern.az'a açıklama yaptı:
"Hürmüz Boğazı'nın açılması artık dünya gündemindeki en keskin meselelerden birine dönüştü. Ben uzlaşma imkanlarını çok cüzi değerlendiriyorum. Çünkü İran giderek taleplerini sertleştiriyor, ABD ise bunları kabul edemez. Aksi takdirde bu, Washington için kelimenin tam anlamıyla bir yenilgi olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle her iki taraf da kendi manevra imkanlarını kullanıyor. Bana öyle geliyor ki, ABD'nin temel amacı en azından Kasım'da yapılacak ara seçimlere kadar mevcut statükoyu korumak, bu süreçte ise zaman kazanarak askeri imkanlarını güçlendirmektir. Donald Trump'ın karakterini ve süreçlerin gidişatını göz önüne alırsak, güçlü bir darbe indirilmesi seçeneği hala gündemde.
Burada 1956 Süveyş krizi ile belirli paralellikler kurmak mümkündür, ancak bu karşılaştırma tam olarak doğru değildir. Süveyş krizi sırasında kanalın kapanması petrol ve gaz tedarikinde ciddi sorunlar yaratmış, taşımaların daha uzun rotalara yönelmesi fiyatlara ve lojistik maliyetlerine etki etmişti. Bundan önce, 1953'te İran'da petrolün millileştirilmesi de Büyük Britanya ile ciddi bir çatışmaya neden olmuş, İran petrolüne ambargo uygulanmıştı. Bugünkü durumun temel farkı ise şudur ki, şu anda dünyanın en güçlü ülkesi ABD ile İran doğrudan karşı karşıya duruyor.
ABD'nin İran'ın nükleer programını durdurma ve Tahran'a siyasi baskı uygulama çabaları şimdiye kadar beklenen sonucu vermedi. İran ise ekonomik zorluklara, enflasyona ve ulusal para biriminin değer kaybetmesine rağmen bu çatışmayı bir ölüm kalım mücadelesi olarak kabul ediyor. Burada İran toplumunda egemenlik ve toprak bütünlüğü meselelerinin çok hassas olması da Tahran'ın geri adım atma imkanlarını kısıtlıyor. Ben inanıyorum ki, İran yakın gelecekte yumuşamaya meyilli değil".
Siyaset bilimci bu asimetrik savaş modelinin Washington için mali açıdan elverişsiz olduğunu belirtti:
"Diğer yandan, İran'ın Körfez bölgesindeki ABD üslerine yönelik saldırıları da Washington için ciddi sorunlar yaratıyor. İran çeşitli roket ve insansız hava araçları kullanarak hava savunma sistemlerini yüklemeye ve onların imkanlarını aşmaya çalışıyor. Sonuç olarak bazı roket ve dronların hedeflere ulaştığı, yıkımların oluştuğu bildiriliyor. İran'ın temel amaçlarından biri ABD'nin Körfez bölgesindeki askeri varlığını zayıflatmak ve sonuç olarak Amerikan kuvvetlerinin bölgeden çekilmesini sağlamaktır. Bu savaşın ABD için ekonomik tarafı da ciddi sorular doğuruyor. İran nispeten az bir maliyetle gerçekleştirdiği saldırılarla ABD'yi daha büyük savunma harcamaları yapmaya zorluyor. Bu asimetrik savaş modeli Washington için mali açıdan elverişsizdir. ABD içinde de durum karmaşıklaşıyor: enflasyon, enerji fiyatlarının artması, savaşa karşı hoşnutsuzluk ve iç siyasi gerilim Trump yönetiminin üzerinde ek baskı yaratıyor.
Ben inanıyorum ki, bu durum ilk olarak İran'ın, aynı zamanda Rusya'nın ve Çin'in konumuna belirli avantajlar getiriyor. Avrupa'da da ABD'nin politikasından hoşnutsuzluk artıyor. Bu nedenle temel soru bundan sonra Trump'ın ortaya çıkan durumdan nasıl çıkacağıdır. Mevcut aşamada ise hem diplomatik uzlaşma hem de krizin kısa sürede sona ermesi imkanları çok zayıf görünüyor".
Nicat Rüstəm