NATO'nun Karadeniz'de güvenlik önlemlerini güçlendirme kararı, Türkiye'nin bölgede artan askeri faaliyetleri, Rusya ile ilişkileri ve olası çatışma riskleri karşısında atacağı adımları yeniden gündeme getirdi. İttifakın askeri varlığının genişlemesi, Ankara'nın hem NATO karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini hem de Karadeniz'deki hassas güç dengesini korumasını zorunlu kılıyor.
Modern.az'a yaptığı açıklamada Türk general Yücel Karauz, NATO'nun Karadeniz'de güvenlik önlemlerini güçlendirmesinin mevcut tehditler karşısında beklenen bir adım olduğunu belirtti. Bununla birlikte, bölgede askeri varlığın genişletilmesi hassas bir dengenin korunmasını gerektiriyor:
“Sivil gemilere yönelik saldırılar, denizde yüzen mayınlar ve navigasyon tehditleri küresel tedarik zincirleri için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. NATO'nun keşif yeteneklerini, hava devriyelerini, deniz gözetimini ve havadan erken uyarı sistemlerini güçlendirmesi, bölgede deniz güvenliğini sağlamayı ve gerilimin daha da artmasını önlemeyi amaçlıyor. Ancak ittifakın denizdeki askeri varlığını, özellikle Karadeniz'e kıyısı olmayan üye devletlerin savaş gemileri pahasına aşırı genişletmesi, Moskova tarafından doğrudan bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Bu da Karadeniz'in NATO ile Rusya arasında askeri çatışma alanına dönüşme riskini artırabilir.”
General, Türkiye'nin NATO çerçevesinde kolektif güvenlik yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ile bölgede istikrarın korunması arasında bir denge kurması gerektiğini kaydetti. Ona göre, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu konuda Ankara'nın temel stratejik ve hukuki araçlarından biridir:
“Türkiye, boğazlar üzerindeki egemen haklarını kullanarak Karadeniz'de askeri istikrarsızlığı önlemeye hizmet eden hukuki rejimin korunmasına katkıda bulunmalıdır. Aynı zamanda, bölge ülkelerinin güvenlik konularında öncü rolünü öngören bölgesel sorumluluk ilkesini savunmalıdır. ABD ve Büyük Britanya gibi bölge dışı devletlerin deniz kuvvetlerinin Karadeniz'deki geniş çaplı katılımının sınırlandırılması da bu açıdan önemlidir.”

Yücel Karauz, Türkiye'nin bölgede güvenliğin sağlanması için kıyı ülkelerinin ortak faaliyetlerine öncelik vermesi gerektiğine inanıyor. Özellikle Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'nın katılımıyla oluşturulan Karadeniz Mayın Temizleme Operasyon Grubunun rolünü vurguladı:
“Ticaret gemilerinin güvenliğinin Karadeniz'e kıyısı olan bu üç NATO üyesinin deniz kuvvetleri aracılığıyla sağlanması, Rusya'nın olası askeri endişelerini en aza indirebilir. Ankara, NATO'nun bölgedeki askeri katılımını sadece savaş gemilerinin sayısını artırmakla değil, aynı zamanda hava devriyeleri, insansız hava araçları, radar gözetimi ve istihbarat bilgilerinin müttefiklerle paylaşılması yoluyla güçlendirmeyi önerebilir.”
Generalin görüşüne göre, Karadeniz'de güvenliğin korunması için Türkiye ile Rusya arasında doğrudan iletişim kanallarının açık tutulması da önemlidir. Ona göre, Ankara attığı adımların NATO'nun askeri genişlemesine değil, uluslararası denizciliğin güvenliğinin sağlanmasına hizmet ettiğini diplomatik düzeyde açıklamalıdır.
Son olarak, Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden kaynaklanan hukuki yetkileri ve bölgesel işbirliği imkanlarının Karadeniz'de istikrarın korunmasında önemli rol oynayabileceğini vurguladı.