15 Eylül - Bakü'nün düşman işgalinden kurtarıldığı gündür! 106 yıl önce kahramanlarımızın gerçekleştirdiği bu tarihi olayı, bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti'nin varlığının temel tarihi temellerinden biri ve Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ebedileştirildiği bir olay olarak değerlendirmek mümkündür. Bugünkü Azerbaycan'ın iç ve dış politikası, ekonomisi, kültürü, elde edilen askeri, diplomatik, ekonomik ve diğer başarılar Bakü ile, Hazar ile, doğal kaynaklar ile, Azerbaycan-Türkiye kardeşliği ve stratejik müttefikliği ile ne kadar bağlıysa, demek ki Bakü'nün düşman işgalinden kurtarılmasıyla da o kadar bağlıdır.
Peki bu olay hangi şartlarda ve nasıl gerçekleşti?
Tarihi Şartlar
20. yüzyılın başları tarihe Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı, Çarlık Rusyası'nın dağıldığı ve kısa bir süre sonra SSCB'nin kurulduğu, böylece ideolojik kutuplaşmanın başladığı yıllar olarak geçti. Bu dönemde Azerbaycan tarihinin hem en kanlı, hem de en şanlı olayları da yaşandı.
Birinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nde ve Çarlık Rusyası'nda hem ideolojik değişiklik, hem de parçalanma süreçleri başlamıştı. Bu aşamada Kafkasya'da milli hareketlerin güçlenmesine paralel olarak bölgede merkezi otoritenin zayıflaması ve bölgeyi kontrolünde tutmaya çalışan çeşitli güçlerin farklı politikaları kanlı günlerin yaşanmasına sebep olmuştu. Rusya İmparatorluğu'ndan ayrılmaya çalışan Kafkas halklarının ortak devlet kurma arzuları yönündeki faaliyetlerin karşısındaki temel engeller, çeşitli güçlerin bölgeyi kontrol altında tutmak için özellikle Ermeni teşkilatlarının yardımından faydalanma çabaları, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayali için hiçbir ilke gözetmeden herkesle ve her türlü işbirliğine, bölgede her türlü provokasyona gitmeleriydi.
Azerbaycan tarihine bu dönemler bir yandan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulma süreci, diğer yandan ise Bakü'de, Şamahı'da, Karabağ'da, Urmiye'de, Nahçıvan'da, Muğan'da Ermeni silahlı grupları ve onların destekçileri tarafından büyük katliamların işlendiği dönem olarak geçti. 1918 yılının özellikle Mart ayında Ermeni silahlı grupları tarafından gerçekleştirilen katliamlar en vahşi seviyeye ulaştı. Sadece Revan Hanlığı bölgesinde 197 köy darmadağın edilmiş, 100 binden fazla Azerbaycan Türkü ya öldürülmüş, ya da başka bölgelere kaçmak zorunda kalmıştı. Bakü vilayetinde 33 yerleşim yeri tamamen, 196 yerleşim yeri ise ciddi derecede tahrip edilmişti. Bakü ve çevresindeki yerleşim yerlerindeki insanlara zulmedildikten sonra Bakü Sovyeti esasen Ermenilerden oluşan silahlı çeteleri Gence üzerine saldırıya hazırlıyordu. Bu şartlarda, 1918 yılının 28 Mayıs'ında ise Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilan olundu.
O yıllar Anadolu Türkleri için de çok ağır bir dönemdi. Birinci Dünya Savaşı'nda mağlup olması Osmanlı Devleti'ne pahalıya mal oluyordu. Bu aşamada tarihi topraklarının çoğunun kaybedilmesi bir yana, Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletleri ve Türk topraklarında gözü olan komşuları İstanbul'da işgal idaresi kuracak, böylece genel olarak Anadolu'nun kaybedilmesi tehlikesi ortaya çıkacaktı. Ama bütün bunlara rağmen, Anadolu Türkleri Kafkasya'daki ve Türkistan'daki kardeşlerini unutmayacak, onların bağımsızlığı için elinden geleni yapacaktı.
Kafkas İslam Ordusu'nun Meydana Gelmesi
Arşiv kaynakları gösteriyor ki, Osmanlı Devleti'nin üst düzey yönetimi, özellikle Halil Paşa ve Enver Paşa gibi subaylar Birinci Dünya Savaşı'nın gidişatında Güney Kafkasya'daki durumdan, Azerbaycan Türkleri için ortaya çıkan tehlikeden endişe duyuyorlardı ve Rus işgali altındaki Türk ve Müslüman nüfusun kurtarılması hakkında düşünüyorlardı. Enver Paşa 1917 yılının sonlarından itibaren, Libya'dan İstanbul'a görevli gelen kardeşi Nuri Killigil (Nuri Paşa) ve Şevket Bey'i Azerbaycan'a ve Dağıstan'a göndermek ve Azerbaycan'daki kardeşlerini kurtarmak için ordu kurma düşüncesini kesinleştirmişti.
Enver Paşa 1918 yılının başından başlayarak Kafkasya'daki Türk ve Müslüman nüfusu korumak ve Bakü'yü işgalden kurtarmak için bir ordu kurulması yönünde çalışmalara başladı. Ama bir yandan da bu planın Kafkasya'da ve Bakü petrolünde gözü olan İngiliz ve Alman güçlerinin ciddi tepkisine neden olmasından çekiniyordu. Bu yüzden kurulacak ordunun yerel ordu görüntüsüne sahip olmasını planlıyordu. Ancak bu planın hayli zaman alacağını gördüğü için Azerbaycan'a Türk askeri birliklerini göndermeye karar verdi (çünkü, Çarlık Rusyası döneminde Azerbaycan'ın kendi askeri birlikleri yoktu. Çarlık Rusyası'ndan Azerbaycan'a sadece 300'e yakın iyi eğitim almış subay kadrosu kalmıştı. Ama küçük subay heyeti olmadan onlar ordu oluşturulması için yeterli değildi. Osmanlı Ordusu gelmeden önce Gence'de subay okulunun ilk sınıfı teşkil edilmişti. Ama Osmanlı ordusu bunu daha da geliştirdi ve subay yardımcısı okulu şeklinde kurdu). Nuri Paşa'nın komutanlığında özel askeri birlik teşkil olundu. Heyet 1918 yılının 8 Mayıs'ında Tebriz'e geldi. Yol boyunca birkaç yerde (özellikle Urmiye'de) Ermenilerin katliamlarının önlenmesi için belirli savaşlar olmuştu. Heyet 20 Mayıs'ta Aras nehrini geçip Zengazur'a ulaştı.

Nuri Paşa bu bölgedeki Ermeni katliamlarından dehşete düşmüştü. Subaylarından bir kısmını bu bölgede tuttu, birkaçını ise Nahçıvan bölgesine gönderdi. 24 Mayıs'ta Yevlah'a, 25 Mayıs'ta ise Gence'ye ulaştılar. Burada ordunun yapısında belirli değişiklikler yapıldı. Kafkas İslam Ordusu ayak bastığı her yerde Azerbaycan halkının büyük sevgisiyle karşılaştı. Halk uzun süredir beklediği kurtarıcısına kavuşmuştu.
Belirtelim ki, henüz Nisan ayında Enver Paşa Azerbaycan temsilcileriyle görüşmesinde Kafkas bölgesinde federatif ya da konfederatif bir devletin kurulmasının bölgenin yararına olacağını ve kardeşi Nuri Paşa'nın Tebriz'e, oradan da 300 askeri eğitmenle birlikte Gence'ye gitmesi hakkında talimat verdiğini kaydetmişti.
4 Haziran'da Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti arasında dostluk anlaşması imzalandı. Anlaşma bir dizi diğer meselelerle birlikte Azerbaycan'a askeri yardım gösterilmesini de öngörüyordu. Enver Paşa ile Mehmet Emin Resulzade arasındaki görüşmede Azerbaycan'a ilk yardım olarak 2 milyon Türk Lirası hacminde kaynak da ayrıldı.
Bu anlaşmadan sonra 9. Ordu'nun 5. Kafkas Fırkası (tümeni) Gümrü'ye, oradan Kazah'a ve nihayet Gence'ye geldi. Bu ordu ve onlara katılan Azerbaycanlı gönüllülerden oluşmakla Kafkas İslam Ordusu kuruldu. Genel olarak Kafkas İslam Ordusu'na Nuri Paşa liderlik ediyordu. Özel olarak 5. Kafkas Fırkası Mürsel Paşa'nın komutanlığına geçti ve ordunun yapısı güçlendirildi. Kafkas İslam Ordusu belirli teşkilatlanma ve hazırlıklardan sonra Azerbaycan'ın Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kontrolünde olmayan çeşitli şehirlerinin, o cümleden Bakü'nün azad edilmesi yönünde savaşlara başladı. Göyçay, Salyan, Ağsu, Kürdemir, Hacıgabul ve Şamahı'da ağır savaşlar yaşandı. Ağustos'tan itibaren ise Bakü yakınlarında savaşlar başladı.
Aslında Bakü'nün kurtuluşundan önce askeri-diplomatik durum daha da ağırlaşmıştı. 27 Ağustos'ta Almanlarla Ruslar arasında imzalanan Brest-Litovsk anlaşması diğer maddelerle birlikte hem de Türk ordusunun Bakü'ye girişini engelleme amacını (karşılığında Rusya Almanlara Bakü petrolünden pay verecekti) güdüyordu. Diğer taraftan Bakü'deki Ermeni-Rus askeri gruplaşmalarının yardımına İngilizler de çağrılmıştı. Ancak bütün bunlar Bakü'nün işgalden kurtarılmasının önüne geçemeyecekti.
14 Eylül Bakü etrafındaki savaşların 40. günüydü. Bu günü başarılı sayan Kafkas İslam Ordusu 14 Eylül'ü 15 Eylül'e bağlayan gece belirleyici saldırıya geçti. Güçlü saldırılara dayanamayan İngiliz askerleri şehri terk etti. 15 Eylül'de ise artık Bakü düşman işgalinden kurtarılmıştı. Savaşlara genel liderlik Nuri Paşa tarafından yapılsa da, son askeri operasyonlar doğrudan Mürsel Paşa komutanlığında yürütülmüştü. Hatırlatalım ki, Mürsel Paşa bu kahramanlığına göre “Bakü” soyadını almış ve tarihe “Mürsel Bakü” olarak geçmişti.
Savaşlarda Azerbaycan Türkleri ile birlikte Anadolu'nun çeşitli yerlerinden, hatta Doğu Avrupa'dan, Kerkük'ten ve dünyanın diğer yerlerinden gönüllü olarak Azerbaycan'a yardıma gelmiş yaklaşık 1300 Türk asker ve subayı şehit olmuştu. Bu olay tarihe sadece Azerbaycan'ın başkentinin kurtuluş günü olarak değil, aynı zamanda Türk dayanışmasının bariz bir örneği olarak geçmişti.
Kahramanların Sonraki Hayatları
Azerbaycan'a kardeş yardımına gelen asker ve subayların geri dönmeyen kısmı sonraları Sovyet yönetimi tarafından idam veya sürgün edildiler. Azerbaycan'ı terk edenler de bazen bunun bedelini ödemek zorunda kaldılar.
O dönemde İstanbul'da işgal idaresi kuran İngilizler, 15 Ocak 1919'da 9 Türk askerinin tutuklanmasıyla ilgili karar çıkardılar. Bunlar arasında Nuri Paşa ve Mürsel Paşa da vardı. Mürsel Paşa bu karardan bir süre sonra 20 Nisan 1919'da Batum'da tutuklanarak Malta adasına sürgün edilmişti. O, 1 Kasım 1921 tarihinde sürgünden döndükten sonra Anadolu'daki İstiklal Savaşı'na katılmış ve birçok şehrin kurtarılmasına liderlik etmişti. Sonraki yıllarda defalarca milletvekili seçilen Mürsel Paşa 1945 yılında vefat etmiştir.
Nuri Paşa uzun süre Almanya'da yaşadıktan sonra 1938 yılında İstanbul'a geldi ve silah fabrikası kurdu. Ama Türk dünyasının birleşmesi ile ilgili fikirlerini ve çabalarını devam ettirdi. Hatta iddialara göre bazı bölgelere silah da göndermeye başlamıştı. 2 Mart 1949 yılında silah fabrikasındaki patlama sonucunda vefat etti. Patlamanın terör eylemi olduğu iddia edildi.
Birinci Dünya Savaşı'nda mağlup olduktan sonra Enver Paşa 1918 yılının Kasım ayında Anadolu'yu terk edip Türkistan'ın (Orta Asya'nın) çeşitli bölgelerinde özgürlük mücadelelerine liderlik etti. 4 Ağustos 1922 yılında Pamir dağı eteklerinde savaş sırasında şehit oldu.
102 Yıl Sonra Bir Daha Sınavdan Çıkan Ebedi Birlik
6 yıl önce, Bakü'nün Taşnak-Bolşevik işgalinden kurtarılması münasebetiyle 15 Eylül 2018'de Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ayrıca Azerbaycan ve Türkiye ordusunun ortak katılımıyla düzenlenen askeri geçit töreni Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ve stratejik ilişkilerinin önemli bir göstergesi olmuştu. O geçit töreninde İlham Aliyev'in “bugün Türkiye ve Azerbaycan ordularının askerleri Özgürlük meydanında yan yana duruyorlar ve onlar bizim önümüzden kardeş gibi geçecekler… Yüz yıl önce biz bir yerdeydik, bugün de biz bir yerdeyiz” fikirleri stratejik-askeri ilişkilerin derinleşeceğinin, Recep Tayyip Erdoğan'ın “Karabağ problemi Azerbaycan için ne ifade ediyorsa, bizim için de onu ifade ediyor, Azerbaycan için hangi derecede problemse bizim için de o derecede problemdir” şeklindeki fikirleri Türkiye'nin Karabağ problemine askeri yaklaşımındaki değişikliğin ifadeleriydi. İlk defa idi ki, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın konuşmasında Türkiye'nin Karabağ probleminde Azerbaycan'a desteğinin sınırsız olacağı bu kadar somut bir şekilde vurgulanmıştı.
2020 yılının Temmuz provokasyonundan sonra bu pozisyonlar daha da kesinleşti. 44 günlük Vatan Savaşı'nda Türkiye Azerbaycan'a diplomatik-teknik açıdan tam destek gösterdi. Tabii olarak tarihi zaferden sonra 10 Aralık 2020'de düzenlenen Zafer Geçit Töreni'nde iki kardeş devletin orduları yine birlikte yürüdü. 15 Haziran 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi ile kardeşliğe ve stratejik ortaklığa dayanan ilişkiler resmi olarak müttefiklik seviyesine yükseltildi.
Böylece, aslında şu anda “bir millet-iki devlet” olmamızı sağlayan hem özel olarak 15 Eylül tarihi, hem de genel olarak 20. yüzyılın başında yaşananlar (Çanakkale'de Azerbaycanlıların katılımı, Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan'a gelmesi, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'ne Osmanlı'nın ciddi desteği, Kurtuluş Savaşı zamanı Anadolu'ya Azerbaycan'dan giden yardımlar, Anadolu'daki ve Azerbaycan'daki aydınların karşılıklı faaliyetleri) oldu. En çok onların sayesinde bir milletin evlatları Osmanlı-Safevi aşamasındaki ayrılığı bir kenara koyarak köklerinden kaynaklanan birliğe geri döndü. 20. yüzyıl boyunca bu hisler devam etti, düzenli olarak bazı yabancı güçler ve onların her iki ülkedeki temsilcileri mezhep ve benzeri faktörlerden, çeşitli fırsatlardan yararlanarak kardeşliğe darbe vurmaya çalışsalar da başarı kazanamadılar.
Artık bugün Azerbaycan ile Türkiye'nin ebedi birliğinden hiç kimsenin şüphesi yoktur. Bu birlik hem her iki devletin kudretinin ve bu iki devlete karşı olumsuz planları olan diğer güçlerin hiçbir zaman başarı kazanamayacağının, hem de Güney Kafkasya'da ve daha geniş çerçevede bölgemizde barışın ve işbirliğinin teminatıdır.