Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hikmet Hacıyev'in ülkemizde akredite olmuş yabancı diplomatlarla Karabağ'a yaptığı ziyaret, Ermenistan'da gerçek bir siyasi kargaşaya neden oldu. Ermeni medyası, milletvekilleri, revanşist siyasetçiler, ayrılıkçı kurumların eski temsilcileri ve diaspora aktivistleri, ziyarete katılan diplomatları bile hedef almaya başladılar.
Oysa yaşananlar son derece basit, Azerbaycan kendi topraklarında akredite olmuş diplomatları uluslararası düzeyde tanınan topraklarına götürdü. Bunun Ermenistan ile ne hukuki ne de siyasi bir bağlantısı var. Ancak Erivan'daki tepkiler, Ermenistan yönetiminin barıştan bahsetse de, bu ülkenin siyasi çevrelerinin ve toplumunun çatışma sonrası gerçekleri kabul etmeye henüz hazır olmadığını gösteriyor.
Modern.az Ermenistan medyasında, parlamentosunda ve sosyal ağların Ermeni segmentinde dile getirilen tepkileri araştırdı.

150 yabancı temsilcinin Karabağ ziyareti
11-12 Eylül tarihlerinde gerçekleşen ziyarete 58 ülke ve 9 uluslararası kuruluşu temsil eden yaklaşık 150 diplomat ve yabancı temsilci katıldı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış Politika Meseleleri Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev'in eşlik ettiği heyet Hankendi, Şuşa, Ağdere ve Kelbecer'de bulundu.
Diplomatlara işgalden kurtarılan bölgelerde yürütülen inşaat ve restorasyon çalışmaları, yeni yerleşim yerleri, ulaşım altyapısı, Karabağ Üniversitesi'nin faaliyetleri, tarihi ve dini anıtların mevcut durumu hakkında bilgi verildi.
Ziyaretin ikinci gününde heyet Ağdere ilçesindeki Genceasar ve Kelbecer ilçesindeki Hudaveng manastırlarını ziyaret etti.
Hikmet Hacıyev diplomatlara bu anıtların eski Kafkas Albanyası'nın Hristiyan mirasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bildirdi. Genceasar manastırının 13. yüzyılda Arnavut hükümdarı Hasan Celal Devlet tarafından inşa edildiği dikkat çekildi.
Azerbaycanlı yetkili, işgal yıllarında anıtlarda yasa dışı müdahaleler yapıldığını, mimari özelliklerinin değiştirildiğini ve tarihi kimliğinin tahrif edilmeye çalışıldığını söyledi.
Diplomatların Genceasar ve Hudaveng'e götürülmesi, öncelikle anıtları kendi gözleriyle görmelerine olanak sağladı. Bu ise uzun yıllar Karabağ'daki anıtlar hakkında sadece Ermeni propagandasının sunduğu tek taraflı bilgilerle tanışan yabancı temsilciler için farklı bir tablo ortaya koydu.
Görünüşe göre Ermenistan medyasını rahatsız eden temel mesele de budur, Azerbaycan artık Karabağ gerçeklerini aracılar ve üçüncü taraflar üzerinden değil, doğrudan kendi topraklarında sunuyor.

Boş kitap Ermeni medyasını neden telaşlandırdı?
Ziyaretin Ermenistan medyasında en çok tartışılan kısmı Genceasar manastırında çekilen görüntüler oldu.
Hikmet Hacıyev diplomatlara manastırda eski dini kitap olarak sergilenen yayınlardan birini gösterdi. Kitabın sadece birkaç sayfasında metin ve görsellerin olduğu, diğer sayfalarının ise tamamen boş kaldığı gösterildi.
Görüntülerde Azerbaycanlı yetkilinin kitabı diplomatların önünde çevirdiği görülüyor. İşte bu kareler Ermeni medyasında ciddi rahatsızlık yarattı.
Ermeni yazarlar aceleyle kitabın orijinal el yazması değil, müze için hazırlanmış bir reprodüksiyon olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Tarihçi Hamlet Petrosyan sosyal medyada sergi için sadece belirli sayfaların çoğaltıldığını, kitabın geri kalanının ise önceden boş bırakıldığını yazdı. İddiasına göre, orijinal el yazmaları Erivan'daki Matenadaran'da korunuyor.
Ermeni tarafının açıklaması yeni sorular doğuruyor. Eğer yayın sadece gösterim için hazırlanmış bir reprodüksiyon idiyse, statüsü neden açıkça belirtilmedi? Neden diplomatlara sunulan müze eserinin büyük bir kısmı boş sayfalardan oluşuyordu? Tarihi el yazmasının sadece iki sayfasının kopyasını çıkarıp, ardından yüzlerce boş sayfayı ciltlemenin bilimsel ve müzecilik açısından hangi gereklilikten kaynaklandığı da açıklanmıyor.
Başka bir deyişle, Ermeni medyasının uzun uzadıya savunmaya çalıştığı "eski kitap" diplomatların önünde açılır açılmaz içinden tarih değil, boş sayfalar çıktı.

Ermeniler yine Azerbaycan şehirlerine isim vermeye çalışıyorlar
Ermenistan medyasının sunumunda dikkat çeken diğer bir nokta, Azerbaycan topraklarının isimlerinin sürekli olarak tahrif edilmesidir.
Ermeni yayınları Karabağ'ı "Artsakh", Hankendi'yi "Stepanakert", Şuşa'yı ise bazı durumlarda "işgal edilmiş Şuşi" olarak adlandırdılar. Sanki ziyaret Azerbaycan'ın egemen topraklarına değil, Ermenistan'ın herhangi bir idari bölgesine düzenlenmiş gibi.
Oysa Ermenistan'ın kendisi Azerbaycan'ın 86,6 bin kilometrekarelik toprak bütünlüğünü tanıdığını beyan etti. 2025 yılının Ağustos ayında paraf edilen barış anlaşmasının metninde de tarafların birbirlerinin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını tanıması öngörülüyor. Anlaşmanın açıklanan metninde karşılıklı toprak iddialarından vazgeçilmesi de yer aldı.
Ermenistan medyası ise ülke yönetiminin imzaladığı veya kabul ettiğini açıkladığı ilkeleri görmezden gelerek Azerbaycan şehirlerini ayrılıkçı rejimin uydurduğu isimlerle sunmaya devam ediyor.
Bu coğrafi isimler üzerinden yürütülen mücadele, Ermenistan toplumunda Azerbaycan'ın egemenliğinin hala içsel olarak kabul edilmediğini gösteriyor.
Erivan yetkilileri uluslararası etkinliklerde Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıdıklarını söylüyorlar, Ermeni medyası ve siyasi çevreleri ise ilk fırsatta yeniden "Artsakh", "Stepanakert" ve "işgal edilmiş Şuşi" ifadelerine geri dönüyorlar.
Ortaya haklı bir soru çıkıyor: Ermenistan'ın asıl konumu resmi görüşmelerde dile getirilen barış beyanları mıdır, yoksa ülkenin parlamentosunda, medyasında ve kamuoyu tartışmalarında devam eden toprak iddiaları mıdır?

Diplomatlar neden hedef haline geldi?
Ermeni çevreleri itirazlarını sadece Azerbaycan'a yöneltmekle yetinmediler. Karabağ'a gelen diplomatların isimleri ayrıca sıralandı ve onlar kamuoyu baskısının hedefi haline geldiler.
Radikal duruşuyla öne çıkan "301.am" platformu ABD, Fransa, Büyük Britanya, Avrupa Birliği, Meksika, Pakistan, Endonezya, Özbekistan ve Kırgızistan temsilcilerinin isimlerini yayınladı.
Site, diplomatların Hankendi, Şuşa, Genceasar ve Hudaveng'e yaptığı ziyareti Azerbaycan'ın Karabağ ile ilgili konumunun meşrulaştırılması olarak sundu. Yazıda, yabancı temsilcilerin ziyaret sırasında susmasının bile "ortaklık" sayılabileceği belirtildi ve diplomatlar kamuoyuna hesap vermeye çağrıldı. Makalede onların Karabağ'da nerede durdukları, hangi anıta girdikleri ve nerede fotoğraf çektirdikleri bile suçlama konusu haline geldi.
Diplomatların isimlerinin bu şekilde listelenmesi sıradan bir eleştiri değildir. Bu, yabancı temsilcilere "Azerbaycan'ın Karabağ bölgesine ziyaret ederseniz, Ermenistan'da hedef haline geleceksiniz" mesajının verilmesidir.
Kendini eski ayrılıkçı kurumun "Turizm ve Kültür Geliştirme Ajansı"nın başkanı olarak tanıtan Sergey Şahverdyan da diplomatlara açık bir mektup gönderdi. Özellikle ABD, Fransa ve Rusya temsilcilerinden Karabağ ziyaretleri için açıklama talep etmeye çalıştı.
"Artsakh İttifakı" adlı kurum ise yabancı diplomatların ziyaretini kınayan bir bildiri yayınladı. Bildiride, Azerbaycan'ın kendi topraklarında düzenlediği etkinlik "sahnelenmiş diplomatik ziyaret" olarak adlandırıldı. Ayrılıkçı düşünceyi yaşatmaya çalışan kurum, diplomatların katılımını Azerbaycan'ın konumuna destek olarak değerlendirdi.
Ermeni tarihçi Hayk Demoyan'ın sosyal medyada yaydığı fikirlerde ise daha tehlikeli bir ton dikkat çekti. O, yaşananların değişebileceğini ve bu tür değişikliklerin bazen "ağır bir bedeli" olduğunu yazdı. Masum insanların bu bedeli ödeyebileceğine dair ifadeler kullandı.
Bu tür retorik doğrudan diplomatik tartışmanın sınırlarından çıkar ve üstü kapalı bir tehdit etkisi yaratır. Karabağ'a ziyaret eden diplomatların isimlerinin yayınlanması, onlardan hesap talep edilmesi ve ardından "ağır bedel" hakkında mesajların dile getirilmesi, Ermenistan'ın revanşist çevrelerinde tehlikeli bir siyasi atmosferin varlığını gösteriyor.

Mesele Ermenistan parlamentosunu da karıştırdı
Sosyal ağlarda başlayan tartışma 14 Eylül'de Ermenistan parlamentosuna taşındı.
Muhalif "Hayastan" fraksiyonunun sekreteri Artur Haçatryan, Ermenistan hükümetinden Azerbaycan'a karşı en yüksek düzeyde tavır sergilemesini talep etti. O, Genceasar ve Hudaveng'in Kafkas Albanyası mirası olarak sunulmasına karşı resmi adımların atılmasını istedi.
Muhalif milletvekili Anna Grigoryan, parlamento yönetimini Genceasar'ın Ermeni anıtı olduğunu açıklamaya çağırdı. O, Ermenistan hükümetini Hikmet Hacıyev'in diplomatlara verdiği bilgilere yanıt vermemekle suçladı.
Milletvekili Mesrop Manukyan ise Hikmet Hacıyev'in Genceasar'daki sunumunu ve Avrupa ülkelerinden diplomatların ziyarete katılımını "rezalet" olarak nitelendirdi. Muhalefet fraksiyonunun konuya ayrıca tepki vereceğini açıkladı.
Böylece, Azerbaycanlı yetkilinin ülkemizin topraklarında diplomatlara tarihi anıtlar hakkında bilgi vermesi, Ermenistan parlamentosunda neredeyse olağanüstü bir olay olarak tartışıldı.
Muhalefetin yaklaşımına göre, Ermenistan hükümeti başka bir devletin içinde düzenlenen diplomatik ziyarete müdahale etmeli, Azerbaycan'a nota vermeli ve yabancı diplomatların önünde Genceasar'ın kime ait olduğunu kanıtlamaya başlamalıdır.
Görünüşe göre, Ermeni muhalefeti için sınırlar sadece haritada değişti. Siyasi düşüncede ise Azerbaycan'ın egemen topraklarına müdahale etme alışkanlığı hala devam ediyor.

Hükümet eleştiriyor, ama mesafe koymaya çalışıyor
İktidardaki "Vatandaş Sözleşmesi" partisinin milletvekilleri muhalefete kıyasla daha ihtiyatlı bir tutum sergilediler.
Milletvekili Sona Gazaryan, Hikmet Hacıyev'in Genceasar ile ilgili söylediklerini "asılsız" olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, barışın zaten var olduğunu, korunmasına ihtiyaç duyulduğunu ve tarafların beyanlarında dikkatli davranmaları gerektiğini belirtti. Milletvekili, Azerbaycan ile Ermenistan arasında elde edilen anlaşmaların ve normalleşme yönündeki ilerlemelerin de dikkate alınmasını istedi.
İktidar partisinin diğer milletvekili Armen Haçatryan ise gazetecilerin tekrarlayan sorularına sinirli tepki vererek konunun aşırı derecede abartıldığını belirtti. Ona göre, 30 yıllık çatışmadan sonra bu tür beyanların dile getirilmesi beklenendir ve mesele defalarca yanıtlanmıştır.
Bu tepkiler Ermenistan hükümeti içinde belirli bir pragmatik yaklaşımın oluştuğunu gösterse de, iktidar partisinin temsilcileri de Karabağ ile ilgili eski tarihi tezlerden tamamen vazgeçemiyorlar. Bunun nedeni, toplum ve revanşist muhalefet tarafından baskıya maruz kalma korkusudur.
Erivan yönetimi, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün artık tartışma konusu olmadığını anlıyor. Ancak bunu Ermeni toplumuna açıkça söylemek hala siyasi risk olarak kabul ediliyor.

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı neden susuyor?
Materyal hazırlanırken Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'nın ziyaretle ilgili ayrıca resmi bir beyanatı kaydedilmedi.
Bu sessizliğin nedeni anlaşılabilir. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan'ın kendi topraklarında yabancı diplomatların ziyaretini düzenlemesine resmi itirazda bulunursa, bununla fiilen Azerbaycan'ın iç işlerine karışmış olur.
Diğer yandan, ziyarete itiraz etmek, Ermenistan yönetiminin Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıdığına dair beyanatlarıyla çelişir.
Bu nedenle resmi Erivan konuşmuyor, ancak yakın medya organları, diaspora kuruluşları ve ayrılıkçı kurumların eski temsilcileri aracılığıyla protesto kampanyası yürütülüyor.
Bu tablo, Ermenistan'ın devlet düzeyinde barış retoriğine geçtiğini, ancak sosyo-politik bilincin önemli bir kısmının hala savaş öncesi iddialarla yaşadığını gösteriyor.

Asıl rahatsızlık Genceasar değil
Ermenistan medyasının tepkilerinden anlaşılıyor ki, asıl rahatsızlık sadece Genceasar ve Hudaveng'in tarihi aidiyeti ile ilgili değil.
Ermeni siyasi çevreleri, yabancı diplomatların Azerbaycan'ın davetiyle Hankendi'ye, Şuşa'ya, Ağdere'ye ve Kelbecer'e gitmesini, çatışma sonrası gerçekliğin uluslararası düzeyde kabul edilmesi olarak görüyorlar.
Diplomatlar Karabağ'a Azerbaycan toprağı olarak ziyaret ediyor, Azerbaycan devletinin yürüttüğü projelerle tanışıyor ve ziyaret boyunca Azerbaycanlı yetkililer tarafından eşlik ediliyorlar. Bunun için Erivan'dan izin alınmıyor, Ermeni tarafının görüşü sorulmuyor ve eski ayrılıkçı kurumun varlığı hiçbir şekilde dikkate alınmıyor.
Revanşist çevrelerin kabul etmek istemediği gerçeklik işte budur.
Onlar Genceasar'daki kitabın boş sayfalarını tartışmakla aslında siyasi açıdan kapanmış başka bir sayfayı yeniden açmaya çalışıyorlar. Ancak Karabağ meselesinin önceki sayfası zaten kapandı. Azerbaycan egemenliğini tam olarak restore etti ve bölgede hangi diplomatik ziyaretin yapılacağına sadece Bakü karar veriyor.

Azerbaycan'ın Anayasa talebi neden haklı?
Ermenistan'daki son tepkiler, Azerbaycan'ın bu ülkenin Anayasası'nın değiştirilmesiyle ilgili talebinin formal veya teknik bir mesele olmadığını bir kez daha gösteriyor.
Ermenistan Anayasası'nın başlangıç kısmında, ülkenin 1990 Bağımsızlık Bildirgesi'nde belirlenen ilkeler ve ulusal hedefler esas alınır. Bu Bildirge'de ise Ermenistan SSC ile eski "Dağlık Karabağ" Özerk Bölgesi'nin "birleştirilmesi" hakkında 1 Aralık 1989 tarihli karara atıfta bulunulur. Anayasa'nın mevcut başlangıç kısmı bunu Ermenistan devletçiliğinin temel taşlarından biri olarak korur.
Ermenistan tarafı bu hükümlerin Azerbaycan'a karşı doğrudan bir toprak iddiası olmadığını söylüyor. Ancak ülkenin milletvekilleri, medyası ve diaspora kuruluşları Azerbaycan şehirlerini hala başka isimlerle çağırıyor, Karabağ'ı "işgal edilmiş bölge" olarak sunuyor ve Azerbaycan topraklarına gelen diplomatları hedef alıyorsa, Bakü'nün endişesinin asılsız olduğunu söylemek zordur.
Anayasa metni bir yana, Ermenistan'daki siyasi davranış, o metne bağlı iddiaların toplumda yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Azerbaycan haklı olarak, imzalanacak barış anlaşmasının Ermenistan'ın en yüksek hukuki belgesiyle çelişmemesini talep ediyor. Bir yandan Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıyan bir belge imzalamak, diğer yandan Karabağ'ın Ermenistan'a birleştirilmesi fikrine atıfta bulunan anayasal temeli korumak, kalıcı barış için hukuki güvence yaratmaz.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de, Ermenistan'ın Azerbaycan'a karşı toprak iddialarını Anayasası'ndan çıkardıktan sonra nihai barış anlaşmasının imzalanmasının mümkün olduğunu belirtti. Bakü'nün bu konumu uluslararası medyada da barış anlaşmasının temel şartlarından biri olarak gösteriliyor.
Karabağ'a yapılan bir diplomatik ziyaretin Ermenistan'da yarattığı tepki, Azerbaycan'ın neden hukuki güvence istediğine en iyi cevaptır. Bugün diplomatların Hankendi'ye gitmesine itiraz eden, yarın aynı şehri yeniden "Stepanakert" olarak adlandırarak siyasi iddia ileri sürebilir.

Barış retoriği, revanşist düşünce
Azerbaycan'ın kendi topraklarında akredite olmuş diplomatları kendi şehirlerine götürmesi ülkemizin iç işidir. Ziyaretin güzergahını belirlemek, heyete hangi inşaat projesini veya tarihi anıtı göstermek için Ermenistan'ın rızasına ihtiyaç yoktur.
Azerbaycan diplomatları Ermenistan topraklarına değil, Hankendi'ye, Şuşa'ya, Ağdere'ye ve Kelbecer'e götürdü. Bu bölgeler uluslararası hukuka göre her zaman Azerbaycan'ın olmuştur, bugün ise Azerbaycan devletinin tam egemen kontrolü altındadır.
Ermenistan'da siyasetçilerin, milletvekillerinin, diaspora kuruluşlarının, eski ayrılıkçıların ve medya kaynaklarının bir ziyarete karşı başlattığı kampanya, Erivan'ın barış gündemine toplum olarak ne kadar hazır olduğu hakkında ciddi sorular yaratıyor.
Yabancı diplomatların isimlerini yayınlamak, onları suçlamak, hesap talep etmek ve tartışmayı üstü kapalı tehdit retoriğine kadar götürmek, Ermenistan toplumunda revanşizmin boyutunu gösteriyor.
Barış sadece hükümet başkanlarının beyanatlarıyla oluşmaz. Bunun için toplum eski iddialardan vazgeçmeli, komşu devletin toprak bütünlüğünü sadece kağıt üzerinde değil, siyasi düşüncede de kabul etmelidir.
Erivan barıştan bahsediyorsa, önce kendi milletvekillerine, medyasına ve diasporasına Hankendi, Şuşa, Ağdere ve Kelbecer'in Azerbaycan şehirleri olduğunu açıklamalıdır. Azerbaycan o bölgelere kimi götüreceğini Ermenistan'dan sormayacaktır.
Genceasar'da diplomatlara gösterilen kitabın sayfaları boş olabilir. Ama Ermenistan toplumunun önünde duran soru boş değil: onlar gerçekten barışa hazır mı, yoksa sadece yenilgiden sonra zaman kazanmaya mı çalışıyorlar?