İkinci Karabağ Savaşı, Güney Kafkasya'nın jeopolitik haritasını kökten değiştiren bir olay olarak tarihe geçti. Bu savaş sadece toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasıyla sonuçlanmadı, aynı zamanda bölgede on yıllardır süren statükoyu da yıktı. Azerbaycan askeri-siyasi zaferle yeni bir gerçeklik oluşturdu ve bu gerçeklik bölge ülkelerinin davranış modelini doğrudan etkiledi. Savaştan sonra ortaya çıkan durum, "dondurulmuş çatışma" kavramının artık geçmişte kaldığını gösterdi. Yeni aşama ise işbirliği, iletişim hatlarının açılması ve entegrasyon üzerine kurulmaya başladı.
Bu bağlamda, Ermenistan için de tamamen farklı bir jeopolitik aşama başladı. Uzun yıllar bölgede ileri karakol işlevi gören bu ülke, yavaş yavaş bu statüden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Özellikle Rusya'ya bağımlılık modeli artık eskisi kadar etkili görünmüyor. Ermenistan toplumunda ve siyasi elitinde alternatif güvenlik ve kalkınma modelleri arayışı güçlendi. Bu ise fiilen Rusya'nın vasallık sisteminden çıkış sürecinin başlangıcı olarak değerlendirilebilir.
İlginçtir ki, bu dönüşüm sadece kayıplarla değil, belirli anlamda kazançlarla da eşlik ediyor. Ermenistan ilk kez gerçek bölgesel işbirliği imkanlarıyla karşı karşıya kaldı. Eğer bu imkanlar doğru kullanılırsa, ülke uzun süreli abluka durumundan çıkabilir. Bu açıdan, 44 günlük savaşın sonuçları paradoksal bir şekilde Ermenistan için de yeni perspektifler açıyor.
Azerbaycan ise bu süreçte sadece galip taraf olarak çıkış yapmıyor. Resmi Bakü, çatışma sonrası dönemde barış gündemini aktif bir şekilde ileri süren ana aktöre dönüştü. Azerbaycan uluslararası topluma, askeri zaferin intikam için değil, barış için bir platform olduğunu gösterdi. Bu yaklaşım diplomatik düzeyde de açıkça gözlemleniyor. Bakü her adımda bölgesel işbirliği ve iletişimlerin açılması girişimleriyle ortaya çıkıyor.
Bu bağlamda Türkiye faktörünün rolü özellikle belirtilmelidir. Ankara, savaştan sonra bölgede normalleşme sürecinin ana teşvikçilerinden biri olarak hareket ediyor. Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkileri restore etmeye yönelik adımları bunun bariz bir örneğidir. Son olarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın Erivan'da düzenlenen Avrupa Siyasi Birliği Zirvesi çerçevesinde Nikol Paşinyan ile görüşmesi bu sürecin devamı olarak değerlendiriliyor.
Görüşme sırasında ulaştırma, gümrük, enerji ve dijital altyapı gibi alanlarda işbirliği imkanlarının tartışılması tesadüfi değildir. Bu, bölgede yeni bir ekonomik entegrasyon modelinin oluştuğunu gösteriyor. Özellikle iletişim hatlarının açılması meselesi Güney Kafkasya'nın gelecekteki ekonomik mimarisini belirleyebilir.
Sembolik açıdan ise Ani köprüsünün ortak restorasyonu hakkında memorandum özel dikkat çekiyor. Bu proje sadece bir altyapı girişimi değil, aynı zamanda bir güven inşa etme mekanizmasıdır. Tarihi miras üzerinden işbirliği kurmak, taraflar arasındaki psikolojik engellerin kaldırılmasına hizmet ediyor. Bu ise uzun vadeli barış için önemli elementlerden biridir.
Aslında Türkiye-Ermenistan yakınlaşması daha çok Ermenistan'ın çıkarlarına cevap veriyor. Çünkü bu ülke uzun yıllardır Türkiye ile kapalı sınırların ekonomik yükünü taşıyor. Sınırların açılması Ermenistan için yeni pazarlara erişim, transit imkanları ve yatırım akışı demektir. Bu açıdan normalleşme süreci Ermenistan için ekonomik bir nefes rolünü oynayabilir.
Diğer taraftan, Ermenistan'ın uzun yıllar devam ettirdiği toprak iddiaları ve "soykırımı" anlatısı bu sürecin karşısındaki ana engellerden biri olmuştur. Ancak son diplomatik dinamik gösteriyor ki, bu meseleler yavaş yavaş arka plana geçiyor. Gerçeklik siyaseti ideolojik yaklaşımları aşmaya başlıyor. Bu ise bölgede daha pragmatik ilişkiler sisteminin oluşmasına yol açıyor.
44 günlük savaştan sonra ortaya çıkan gerçeklik, güç dengesinin artık değiştiğini gösterdi. Azerbaycan bölgenin ana siyasi ve ekonomik merkezlerinden birine dönüştü. Türkiye ile stratejik müttefiklik ise bu konumu daha da güçlendiriyor. Ermenistan ise bu yeni dengeyi kabul etmeye ve ona uyum sağlamaya mecburdur.
Bu aşamada ana soru şudur: Ermenistan bu tarihi şansı nasıl değerlendirecek? Eğer Erivan yapıcı bir tutum sergilerse, bölgede yeni işbirliği platformları oluşabilir. Aksi takdirde ise eski siyasetin devamı Ermenistan'ı daha da tecrit durumuna sokabilir.
Sonuç olarak, 44 günlük savaş sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüşüm noktası oldu. Bu dönüşüm bölgede yeni bir ilişkiler sisteminin temelini attı. Azerbaycan bu süreçte barış girişimleriyle ortaya çıkarak yapıcı bir rol oynuyor. Türkiye ise bu siyasetin ana ortaklarından biridir. Ermenistan için ise seçim açıktır: ya yeni gerçekliklere uyum sağlamak, ya da eski yaklaşımların rehinesi kalmak.
Bütün bunlar gösteriyor ki, Güney Kafkasya artık çatışma sonrası aşamadan barış inşası sonrası aşamasına geçiş yapıyor. Bu geçişin başarılı olup olmaması ise tarafların siyasi iradesine bağlı olacaktır.
Sevinc MƏHƏRRƏMOVA