ABD ve İran çevresindeki durum hızla gerginleşiyor, Washington Ortadoğu'daki askeri varlığını artırıyor, havacılık ve deniz kuvvetlerini bölgeye kaydırıyor, siyasi retorik sertleşse de diplomatik kanallar hala açık kalıyor ve 17 Şubat 2026 itibarıyla hem askeri hem de diplomatik senaryolar paralel şekilde değerlendiriliyor.
Modern.az yabancı basına atıfta bulunarak bildiriyor ki, son haftalarda ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı baskıları artırarak Tahran'da rejim değişikliğinin olası bir sonuç olarak değerlendirilebileceğini belirtmiş, aynı zamanda diplomasinin öncelik olmaya devam ettiğini vurgulamıştır. Batı medyasının bilgilerine göre, Pentagon ikinci bir uçak gemisi saldırı grubunun bölgeye gönderilmesini tartışıyor; şu anda ise USS Abraham Lincoln uçak gemisi Ortadoğu'da faaliyet gösteriyor. Bunun yanı sıra, bölgedeki ABD üslerine F-35, F-22 ve F-16 tipi 50'den fazla savaş uçağı konuşlandırılmış, hava savunma ve elektronik harp sistemleri güçlendirilmiş, üslerin muharebe hazırlık seviyesi yükseltilmiştir. Uzmanlar, oluşan askeri gruplaşmanın birkaç hafta içinde geniş çaplı bir hava ve deniz operasyonu yapma kabiliyetine sahip olduğunu düşünmektedir.
Askeri analistlere göre, iki uçak gemisi saldırı grubunun aynı anda bölgede konuşlandırılması, onlarca gemi tabanlı savaş uçağı, seyir füzeleriyle silahlanmış refakat gemileri, füze savunma sistemleri ve geniş keşif ve saldırı yetenekleri anlamına gelmektedir. Bu tür bir güç yoğunlaşması genellikle ya siyasi bir baskı aracı olarak ya da olası askeri operasyonlara hazırlık amacıyla gerçekleştirilir.
Gerginliğin artmasına rağmen, ABD ve İran arasındaki diplomatik temaslar devam ediyor. Avrupalı diplomatların arabuluculuğuyla Cenevre'de yapılan istişarelerde İran'ın nükleer programına kısıtlamalar, denetim mekanizmaları, yaptırımların kısmen hafifletilmesi ve bölgede güvenlik garantileri tartışıldı. Kaynaklar, görüşmelerin zorlu geçtiğini ve henüz ciddi bir ilerleme olmadığını belirtiyor, ancak tarafların iletişim kanallarını koruduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, ABD'nin askeri faaliyetlerinin müzakerelerde pozisyonunu güçlendirmek için ek bir baskı aracı olarak kullanıldığını dışlamıyorlar.
Analitik değerlendirmelere göre, olası bir tırmanma durumunda hedef olabilecek objeler arasında İran'ın nükleer programıyla ilgili altyapılar, silah depoları, İslam Devrim Muhafızları Kolordusu'na ait tesisler ve komuta kontrol merkezleri yer alabilir. Bununla birlikte, resmi düzeyde askeri operasyonların başlatılmasına dair bir kararın verilmediği özellikle belirtilmektedir.
Uzmanlar, olası bir askeri darbenin bölge için ciddi riskler oluşturduğunu belirtiyorlar. Böyle bir senaryoda İran'ın ABD üslerine ve bölgedeki müttefiklere füze saldırıları düzenlemesi, Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya çalışması ve siber saldırılar gerçekleştirmesi muhtemeldir ki, bu da geniş çaplı bölgesel bir tırmanmaya yol açabilir.
Mevcut aşamada teyit edilen temel noktalar şunlardır: ABD Ortadoğu'daki askeri varlığını güçlendiriyor, çeşitli yanıt senaryoları değerlendiriliyor ve Cenevre'de yürütülen görüşmeler zorlu koşullarda devam ediyor. Genel olarak durum son derece hassas kalmaya devam ediyor ve Washington şu anda baskı ve diplomasi hattını paralel şekilde yürütüyor; sürecin hangi yönde gelişeceği ise diplomatik temasların sonucuna bağlı olacaktır.