Azerbaycan'da tek tip okul formasıyla ilgili tartışmalar Türkiye'de neden tehlike olarak sunuluyor? Burada söz konusu olan Azerbaycan'ın kendi devlet modelini belirleme hakkı, kardeşliğin siyasi sınırları ve dini hassasiyetin hangi amaçlarla kullanıldığıdır.
Kafkas Müslümanları İdaresi Başkanı, Şeyhülislam Allahşükür Paşazade'nin 13 Ekim'de Real TV'ye verdiği röportajda dile getirdiği görüş bu açıdan dikkat çekicidir: “Azerbaycan'da hicap yasaklanmadı”. Dini eğitim kurumlarında kızların hicapla eğitim aldıklarını, devlet eğitim kurumlarında ise tek tip okul formasıyla ilgili kararın alındığını belirtti.
Bu açıklama, tartışmada bir dizi noktayı açıklığa kavuşturmak için zemin oluşturuyor. Şeyhülislam'ın konumu, tartışmanın duygudan uzak, hukuki ve olgusal temellerle yürütülmesinin önemini hatırlatıyor. Azerbaycan'da hicabın yasaklandığını söylemek doğru değildir. Dini eğitim kurumlarında hicabın kullanılması da bu gerçeğin göstergelerindendir.
Diğer yandan, Bakanlar Kurulu'nun 21 Eylül 2026 tarihli 309 sayılı kararı, devlet genel eğitim kurumlarında öğrencilerin giyim formalarıyla ilgili gereklilikleri değiştirmiştir. Belgede, belirlenen formanın birliğini bozan ve genel eğitimin laiklik ilkesine uygun olmayan ek giyim unsurlarına izin verilmemesi öngörülmektedir. Kararda hicabın adı bile geçmemektedir.
Tartışma da tam olarak bu hükmün nasıl anlaşılması ve okullarda nasıl uygulanması gerektiği etrafında ortaya çıkmıştır. Azerbaycan'da hicaba hiçbir yasak yoktur. Bu gerçeği gizleyerek ülkeyi bir bütün olarak dini özgürlükleri yasaklayan bir devlet gibi sunmak çok yanlıştır.

Meselenin başka bir yönü de Türkiye'deki siyasi tepkilerdir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim'de sosyal medyada Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının kısıtlanmasını kabul edilemez olarak nitelendirdi. Başörtüsünün inancın bir gereği olduğunu vurguladı ve Azerbaycan'ın bu adımdan geri dönmesini beklediğini belirtti.
Saral'ın açıklamasından sonra konu Türkiye medyasında da geniş tartışmaya açıldı. “Cumhuriyet”, “Halk TV”, “Medyascope” ve diğer yayınlarda Azerbaycan okullarında başörtüsü etrafında yaşanan tartışma hakkında materyaller yayınlandı. Türkiye'nin bazı medya organları olayı doğrudan “hicap yasağı” çerçevesinde sundular.
Doğrudur, gazetecilerin, siyasetçilerin ve kamuoyunun başka ülkelerde meydana gelen olayları tartışma hakkı vardır. Ancak mesele, yüksek devlet görevi yürüten bir kişinin başka bir egemen ülkenin kararını tüm detayları araştırmadan yanlış ilan etmesine ve o ülkeden geri adım atmasını talep etmesine geldiğinde, diplomatik sorumluluk meselesi ortaya çıkar. Yumuşak bir ifadeyle, bu, kardeşliğe gölge düşüren güçlerin kimliğini ortaya koyar.
Oktay Saral'ın statüsünde dikkat çeken de tam olarak budur. O, sadece dini özgürlükle ilgili genel bir ilke dile getirmiyor, Azerbaycan'ın somut kararını “yanlış adım” olarak değerlendiriyor ve onun değiştirilmesini beklediğini belirtiyor. Oysa kararın metninde hiçbir hicap yasağı yoktur.

Devletler arasındaki kardeşlik ilişkisi, başka bir ülkenin tüm kararlarını beğenme zorunluluğu yaratmaz. Ancak bu kararlarla ilgili görüş bildirirken, gerçekleri doğru bilmek, hukuki çerçeveyi anlamak ve karşı tarafın egemenliğine saygı duymak gereklidir.
Kardeşlik, diğer ülkenin yerine karar vermek değildir. Kardeşlik, onunla konuşmak, onu anlamak ve fikir ayrılığı olduğunda bile karşılıklı saygıyı korumaktır.
Azerbaycan ile Türkiye'yi birleştiren “Bir millet, iki devlet” ilkesi siyasi bir slogan değildir. Bu ifadenin arkasında ortak tarih, dil yakınlığı, kültür, zor günlerde gösterilen destek ve stratejik işbirliği yatmaktadır.
Ancak bu ilkenin önemli bir şartı da vardır. İki devletin birliği, onların bağımsızlıklarının ve egemenliklerinin karşılıklı tanınması üzerine kurulmalıdır. Azerbaycan, Türkiye'nin bağımsız bir devlet olduğunu, kendi kanunları, kurumları ve siyasi seçimleriyle yönetildiğini kabul eder. Türkiye de Azerbaycan'ın aynı hakka sahip olduğunu kabul etmelidir. Bu, ilişkilerde ek bir talep değil, eşit haklara sahip ortaklığın temelidir.
Bir ülkenin siyasi veya dini çevrelerinin kendi görüşlerini diğer ülkeye doğru yol olarak sunması, kardeşlik ilişkilerinin mahiyetini değiştirebilir. Bu yaklaşım yaygınlaşırsa, yarın başka bir mesele eğitim, aile ilişkileri, kültür, dış politika veya ekonomik işbirliği aynı yöntemle baskı konusu haline gelebilir.

Bugün okul forması tartışılıyor. Yarın Azerbaycan'ın hangi uluslararası ortakla işbirliği yapması gerektiği, hangi kanunu nasıl kabul etmesi gerektiği veya toplumun hangi modele uygun yaşaması gerektiği hakkında da dışarıdan hüküm vermek isteyenler bulunabilir.
Bu nedenle meseleyi olmayan başörtüsü yasağıyla sınırlamak olmaz. Burada söz konusu olan ilkedir. Azerbaycan ile ilgili kararların meşru tartışma alanı ilk olarak Azerbaycan'ın kendi hukuki ve siyasi sistemidir.
Türkiye'nin hakim çevrelerinde temsil edilen kişiler bu hassasiyeti daha derinden dikkate almalıdırlar. Çünkü devletler arasındaki ilişkilere etki imkanları geniş olan bir kişinin bir statüsü, sıradan bir sosyal ağ kullanıcısının fikriyle aynı ağırlıkta değildir. Yüksek görev sorumluluk da yaratır.
Aslında bu olay, Türkiye'nin yönlendirilmesinde dini grupların, FETÖ'cülerin rolünün büyük olduğunu da göstermektedir. Bu ise Azerbaycan'ın yanı sıra Türkiye devletinin de imajını zedelemektedir. Kesin olan şudur ki, Saral'ın açıklaması kardeşliğe hizmet etmiyor. Peki, kime hizmet ediyor, bu yazıyı sonuna kadar okursanız tam cevabı bulacaksınız.
Unutmayalım, laik devlet okullarında tek tip giyim kurallarının belirlenmesi olağan bir durumdur. Devletin laikliği üzerinde yapay bir çatışma yaratmak doğru değildir. Devletin gücü, kanun önünde eşitliği ve eğitime erişim hakkını garanti etmekte görülür. Azerbaycan da bunu yapmaktadır. Bu ilke tüm mantıklara uygundur.
Azerbaycan'ın dini konular etrafında ortaya çıkan tartışmalara ihtiyatla yaklaşması için tarihi ve jeopolitik nedenler de vardır. İran ile ilişkilerde din faktörünün siyasi etki aracına dönüşmesi hakkında uzun yıllardır tartışmalar yapılmaktadır. Azerbaycan devleti ve toplumu, dini kimliğin siyasi etki aracına dönüşmesinin olası sonuçlarını dikkate almak zorundadır.
Dini hassasiyet kimsenin siyasi amaçlarına hizmet etmemelidir. Azerbaycan buna izin vermeyecektir. Bilgiler hangi kaynaktan yayılıyor. Aynı iddia farklı platformlarda aynı ifadelerle tekrarlanıyor. Olayın hukuki içeriği bir kenara bırakılıyor, sadece duygusal görüntüler ve suçlamalar dolaşıma sokuluyor. Çarpıtılmış bilgiden bir siyasi sonuç çıkarılmaya çalışılıyor. Bu noktada kardeş Türkiye'nin iktidar kademesinin katılması en azından üzüntü vericidir.
Türkiye'nin bir dizi medya organında bu konuyla ilgili materyallerin yayınlanması, tartışmanın ikili ilişkiler düzlemine geçtiğini göstermektedir. “Cumhuriyet” YAP'ın tepkisini, “Halk TV” Oktay Saral'ın açıklamasını, “Medyascope” ise Azerbaycan'da giyim kuralları etrafında yaşanan tartışmayı ve protestolarla ilgili bilgileri ele almıştır.
Bu materyaller bir araya getirildiğinde, Türkiye kamuoyunda konunun hangi hızla yayıldığını ve nasıl çerçevelendirildiğini göstermek mümkündür. Bu gerçek, kardeşlik ilişkileri açısından hayal kırıklığı yaratıcıdır.

Oktay Saral'ın görüşleri kişisel sosyal medya paylaşımı olsa da, o, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanı olarak tanınan yetkili bir kişidir. Bu nedenle onun ifadeleri sıradan bir kullanıcının yorumundan farklı siyasi ağırlık taşır. Saral'ın konumunun dini özgürlükle ilgili endişeden kaynaklandığını varsaymak mümkündür, ancak bu niyet onun Azerbaycan'ın hukuki gerçekliği hakkında hüküm vermesini otomatik olarak haklı çıkarmaz. Bir ülkede belirli bir okulda hangi olayın meydana geldiğini netleştirmeden tüm ülkenin politikası hakkında sonuç çıkarmak sorumlu bir yaklaşım değildir. Yumuşak bir ifadeyle, bu sorumsuzluktur ve Azerbaycan'a karşı çarpıtılmış bilgileri yayan kaynakların mahiyetini göstermektedir. Aslında ise bu, Türk düşmanlığıdır. Türkiye'ye karşı bir adımdır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin derinliği bu tür durumlarda daha fazla dikkat gerektirir. Yüksek rütbeli yetkililer kardeş ülkenin kamuoyu tartışmasına katılırken, duygusal çağrıdan önce gerçekleri öğrenmeli, resmi konumu araştırmalı ve diplomatik hassasiyeti dikkate almalıdırlar.
Türkiye'nin kendi tarihinde de başörtüsü ve eğitim meseleleri uzun süre kamu-siyasi tartışmaların merkezinde olmuştur. Ancak bir ülkenin kendi tarihi deneyimi diğer ülkeye hazır bir model olarak sunulamaz. Her devletin anayasal yapısı, toplumsal ilişkileri ve hukuki sistemi farklıdır.
Azerbaycan'ın laik devlet modeli Türkiye'nin siyasi çevreleri tarafından mutlaka aynı şekilde değerlendirilmeyebilir. Ancak farklı yaklaşım, Azerbaycan'ın kararlarına talimat verme hakkı yaratmaz. Kardeş ülkenin sorumlu siyasi çevreleri bu konuda duygusal çağrılardan ziyade karşılıklı diyaloğa öncelik vermelidir. Kardeşlik, fikir ayrılığı zamanında bile birbirinin egemenliğini çiğnememektir.
Şeyhülislam Allahşükür Paşazade'nin açıklaması tartışmaya önemli bir açıklık getirdi. Azerbaycan'da hicaba hiçbir yasak yoktur. Türkiye'deki siyasi kişiler ve medya temsilcileri de Azerbaycan ile ilgili görüş bildirirken kararların içeriğini, ülkenin anayasal yapısını ve fiili durumu dikkate almalıdırlar. Yüksek rütbeli bir kişi sözünün sorumluluğunu idrak etmelidir.

Azerbaycan'ın iç işlerine dışarıdan hükmetmek, dini hassasiyeti siyasi baskı aracına dönüştürmek ve kardeşlik ilişkilerini tartışma konusu haline getirmek en azından Azerbaycan-Türkiye çıkarlarına hizmet etmez.
“Bir millet, iki devlet” ilkesi, iki devletin birbirinin bağımsızlığına eşit derecede saygı duymasıyla yaşar. Kardeş Türkiye'den beklenti de budur: Azerbaycan ile ilgili tartışmalarda hüküm vermeden önce dinlemek, suçlamadan önce araştırmak, baskıdan önce diyalog kurmak önemlidir.
Ayık olalım. Dini hassasiyetimizden, milli duygularımızdan, kardeşlik bağlarımızdan siyasi amaçlar için kullanılmasına izin vermeyelim. Azerbaycan'ın egemenliği tartışma konusu olamaz. Okul kıyafeti ve dini özgürlükle ilgili sorular ise kanun, gerçek ve karşılıklı saygı çerçevesinde çözülmelidir.
Azerbaycan'da insanlar kardeşliğe fiilen tam sadıktırlar. Eminiz ki, Türkiye toplumu da aynı konumdadır. Bu kardeşliğe zarar verenlere aramızda yer olmamalıdır.
Sevinc MƏHƏRRƏMOVA