Bakü Devlet Üniversitesi'nin ev sahipliğinde, Türkiye'nin Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Girne Amerikan Üniversitesi, Azerbaycan Turizm ve Yönetim Üniversitesi ve Karabağ Üniversitesi'nin ortaklığıyla "Türk dünyasında dönüşüm ve entegrasyon: ekonomi, siyaset ve teknoloji" başlıklı uluslararası konferans düzenlendi. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden bilim temsilcilerinin, uzmanların katıldığı konferansta Türk dünyasının geleceğe yönelik planlarıyla ilgili konuşmalar yapıldı, panel tartışmalarda ilginç bildiriler dinlendi.
Etkinlikten sonra "Halk gazetesi"nin konuğu olan Türkiye'nin Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi öğretim üyesi, uluslararası ilişkiler uzmanı Kadir Ertaç Çelik dünyanın yeni düzeni, Türk dünyasının şimdiki önemli dönemde tuttuğu konum, ayrıca diğer küresel konular etrafında soruları yanıtladı.
Modern.az sitesi Kadir Ertaç Çelik ile röportajı sunuyor:
– Kadir Bey, bugün Türk dünyasının yeni intibahına şahitlik ediyoruz. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ise teknoloji üreten, küresel değer zincirine yön veren ve inovasyon yaratan güçlü bir merkeze dönüşmektedir...
– Geçen yüzyılın 90'lı yıllarından itibaren Türk dünyası uluslararası ilişkiler sisteminde merkezi rollerden birine iddia etmeye başladı. Bunun temel sebebi dünyada yaşanan siyasi ve teknolojik değişiklikler ve bu zaman yaşadığımız bölgenin uluslararası öneminin durmadan artmasıydı. Yani bölgenin tabiri caizse, kan-damar sistemini besleyen doğal kaynaklar ve onların dünya pazarlarına nakli bakımından, tabii ki, Türk dünyası büyük önem taşıyordu. Buraya Orta Asya cumhuriyetlerinin ve Azerbaycan'ın sahip olduğu petrol, doğal gaz, altın, uranyum madenleri gibi stratejik yatakları, yaklaşık 170 milyonluk nüfusu ve Avrupa'ya uzanan ulaşım ağına sahip büyük coğrafya dahildir. Bu büyük potansiyel işte o yıllarda bağımsızlıklarını kazanmış Türk dilli cumhuriyetler arasında işbirliğinin temelini oluşturdu. 2000'li yıllarda tüm dünyada yaşanan sosyo-ekonomik kriz ve Amerika Birleşik Devletleri'nin tek kutuplu hegemonyasının sarsılmaya başlaması yeni düzeni şartlandıran amiller oldu.
– Bu yeni düzende TDT'nin küresel güce dönüşmek yolunda attığı adımları nasıl değerlendirirsiniz?
– Uluslararası düzenin bozulduğu o dönemde Türkiye uzun yıllar "büyük güçler"in idaresinde olmuş sistem dahilinde çok merkezli güç rolünü oynamaya başladı. 2001 yılında Rusya ile uluslararası işbirliği anlaşması imzalayan, 2005 yılında Çin ile stratejik ilişkilere start veren Türkiye Türk dilinde konuşan ülkeleri tedricen kendi etrafına toplamaya başladı. 2009 yılında Nahçıvan anlaşması ile teşkilatlanan bu ülkeler Azerbaycan'ın Zaferi ile biten 44 günlük Vatan savaşından sonra İstanbul Zirvesi'nde yeni kurumun adını Türk Devletleri Teşkilatı olarak tasdik ettiler. TDT ortak ticari-ekonomik ilişkilerden siyasi kararların birlikte kabul edildiği bölgesel güce dönüşme aşamasını da geride bıraktı. Bu, Türk devletlerinin siyasi liderlerinin ve halklarının ortak tarihe ve milli değerlere saygı ve samimiyetinin göstergesidir. Azerbaycan'ın Karabağ savaşında zaferi bu ülkeler arasında askeri ilişkilerin güçlenmesine ciddi ivme kazandırdı. Şimdi TRIPP adlandırılan Zengezur koridoru ise tarihi ve sosyal proje olmakla birlikte, Türk dünyasını Turan birliğine götüren yol olacak. Bunun siyasi birliğe dönüşmesi otomatik olarak gerçekleşecek. Yani biz Avrupa Birliği'ne benzeyen bir modelden bahsediyoruz. Ama onun kendine özgü çizgileri olacak. Kısacası, 90'lı yıllarda ekilen tohumların bugün meyvesini görmekteyiz.

– ABD–Orta Asya ilişkileri gündemde. Geçen yıl Orta Asya'nın 5 devletinin başkanlarının Beyaz Saray'da başkan Donald Trump'la görüşmesi oldu. Ardından Azerbaycan'ın da bu formata katılacağı yönünde tezler dile getirildi. Yani "5+1"in "6+1" formatına geçişinin perspektifini nasıl görüyorsunuz?
– Öncelikle, şunu belirtelim ki, Birleşik Devletler'in bu bölgeye ilgisinin artmasını şartlandıran iki önemli nokta var. Birinci nokta dünya hegemonyasını devam ettirme planı, ikincisi ise onun bu planını bozabilecek diğer gücün – Çin'in Batı'ya entegrasyonunun önüne geçmektir. Denizlere çıkışı olmayan Orta Asya'nın körfez üzerinden çektiği demiryolları Kuzey–Güney, Doğu–Batı rotaları vasıtasıyla karadan denize çıkışı sağlayan kollardır. ABD'nin Afganistan'a yürüyüşüyle başlayan Orta Asya planı bir taraftan Rusya'yı, diğer taraftan Çin'i bu kavşaklardan mahrum etmekle, kendisinin bölgedeki katılımını güçlendirmeye hesaplanmıştır. Çünkü Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Orta Asya'ya dışarıdan akın gittikçe güçlenmekteydi. İşte bu akının önüne geçmekten ötürü Rusya Bağımsız Devletler Birliği, Kolektif Güvenlik Anlaşması Teşkilatı gibi bir dizi kurumlar yaratmayı başardı. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ise Çin'in katıldığı bölgesel platform olsa da, Pekin o dönemde ekonomik açıdan zayıflamış bölgeye müdahalede o kadar da hevesli görünmüyordu. Demek ki, ABD Batı'nın nüfuzunun zayıfladığı ve Doğu'nun artan müdahalesi fonunda Orta Asya'da çıkarlarını yürütmeye karar verdi. Bu çıkarlar ise bölgedeki hidrojen kaynakları, uranyum yatakları, ayrıca diğer nadir minerallere sahip olmak üzerine kuruludur. Batı'nın gelişmiş sanayisinin Azerbaycan petrolüne ve gazına ihtiyacı var. Resmi Washington işte bu serveti kontrol altına almaya çalışıyor. Ama bu zaman Çin "Bir kuşak, bir yol" projesi çerçevesinde Amerika'nın ekonomik kudretini sarsıtacak eski ticaret ağlarını, ilk önce, İpek Yolu'nu faaliyete geçirmeyi hedefliyor. ABD işte bu projeye engel olmaktan ötürü Orta Asya ülkeleriyle dediğiniz formatta işbirliğine start vermiştir. Burada Türkiye üzerinden geçecek kara ulaşım ağının, Orta Koridorun, özellikle Zengezur koridorunun önemi artıyor.
– "İbrahim anlaşmaları" fikri Washington'un planının bir parçası olarak değerlendirilebilir mi?
– Evet, "İbrahim anlaşmaları" hem Orta Asya, hem de Yakın Doğu'da ABD'nin kendi güvenliğine teminat verecek stratejik proje olarak düşünülmüştür. Herhalde sorunuzun devamı Azerbaycan'ın bu düzlemde nerede yer aldığı ile ilgili olacak. Azerbaycan Türk dünyasına açılan kapıdır. Azerbaycan Türk dünyasının enerji kaynaklarını Batı'ya taşıyan transit köprüsüdür. Orta Asya ülkelerinden farklı olarak, Azerbaycan Avrupa'ya daha yakındır. Burada ticari-ekonomik ilişkilerle birlikte, siyasi yaklaşımlar, uluslararası ilişkiler bağlamında da ortak noktalar mevcuttur. Yani bu amillere göre ABD Azerbaycan'ın bölgesel çıkarlarını dikkate almak zorundadır. Eğer Orta Asya devletleri Azerbaycan'la aynı platformdan hareket etmek istiyorlarsa, en doğru varyant Bakü gibi dengeli yaklaşım diplomasisini rehber tutmalarıdır. Bir yandan Rusya, diğer taraftan Avrupa, o yandan ise ABD ile işbirliği siyasetini yürütmek diplomasisini diyoruz. Ancak, bu zaman Washington için Yakın Doğu ve Orta Asya projelerinin Kuzey Atlantik İttifakı'ndan da ileri çıktığı dikkate alınmalıdır...
– Son sorumuzu Türkiye üzerine getirmek isterdik. Türkiye iki coğrafyada devam eden savaş tarafları arasında küresel barış gücü olarak statüsünü tasdiklemiş ülkedir. Siz bu statünün devamını nasıl tasavvur ediyorsunuz?
– "Soğuk Savaş"ın devam ettiği 1946-1990'lı yıllarda Türkiye orta ölçekli nötr bir ülkeydi. Ama geçen yüzyılın sonlarında onun rolü değişti. Türkiye "oyun bozucu" aktöre dönüştü. Bu o demektir ki, ülkemizin yakın çevresinde Ankara'dan yan geçen oyun kurmak mümkün değildi. Şimdi ise Türkiye daha da ileri giderek "oyun kuran" güç statüsüne sahiptir. Yani bölgeden dışarıda meydana gelen olaylara da jeopolitik açıdan yön vermeye kadir bir ülkedir. Bu, oldukça olumlu ve değerli bir gelişmedir. İşte bunun sonucudur ki, Rusya–Ukrayna savaşında taraflar Türkiye'ye müracaat ettiler. Sadece onlar değil, ABD de Ankara'nın arabuluculuğunu destekliyor. Ayrıca Yakın Doğu çatışmasında Türkiye'nin barışa yönelik faaliyeti herkes tarafından kabul ediliyor. Suriye'yi buna örnek gösterebiliriz. Afrika'da yaşanan askeri krizlerin düzenlenmesinde Türkiye'nin rolü inkar edilemezdir. Hürmüz krizi ise bunların hepsini geride bırakıyor. Bu çatışmanın bitmesi, barışın elde edilmesi için Ankara dış güçlerin bu coğrafyaya askeri müdahalesinin karşısına siper çeken devlettir. Türkiye NATO üyesi ve Müslüman ülkesi olarak hatta ABD–Rusya–Çin çatışmalarına karşı uluslararası güç oluşturmayı başarıyor.
– Kadir Bey, davetimizi kabul edip geldiğiniz için, ilginç cevaplarınız için size minnettarız.
– Gösterdiği iltifata göre ben de teşekkürlerimi bildiririm.