Modern.az

250 yaşın kutlu olsun, ABD!

250 yaşın kutlu olsun, ABD!

Analitik

Bugün, 15:45

4 Temmuz 1776. İnsanlık tarihinin en önemli siyasi belgelerinden biri kabul edildi. ABD'nin Bağımsızlık Bildirgesi sadece yeni bir devletin kurulduğunu ilan etmedi. O, ilk kez sistematik bir şekilde insanların ayrılmaz haklarını – yaşama, özgürlük ve mutluluk arama hakkını devlet felsefesinin temeline dönüştürdü.

Bugün bu olaydan 250 yıl geçiyor.

İki buçuk asırda ABD dünyanın en zengin, en güçlü ve en etkili devleti olmayı başardı. Bu yol ise ne pürüzsüz, ne de kusursuz oldu.

ABD tarihinde iç savaş, ırk ayrımcılığı, ekonomik krizler, siyasi bölünmeler, başarılı reformlar, teknolojik devrimler ve küresel savaşlar birbirini takip etti. İşte bu çelişkiler fonunda oluşan devlet, bugün de dünyanın siyasi, askeri, ekonomik ve teknolojik sisteminin temel sütunlarından biri olmaya devam ediyor.

ABD'yi sevenler de çoktur, eleştirenler de.

Birçok ülke Washington'u demokrasinin dayanağı olarak görürken, diğerleri onu müdahaleci dış politika yürütmekle suçluyor. ABD, Irak'tan Vietnam'a, Afganistan'dan Yugoslavya'ya kadar tartışmalı askeri operasyonlara imza attı. Bu savaşların bazıları uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalar doğururken, bazıları ise terörle mücadele ve küresel güvenlik argümanıyla gerekçelendirildi.

Ancak tüm farklı bakış açılarına rağmen, bir gerçek değişmiyor.

ABD bir güçtür.

Bu, sadece dünyanın en büyük askeri bütçesine sahip olması demek değildir.

Bu, doların küresel finans sistemindeki konumudur.

Bu, Silikon Vadisi'dir.

Bu, dünyanın en iyi üniversiteleridir.

Bu, NASA'dır.

Bu, yapay zekadan uzay teknolojilerine kadar geleceği belirleyen inovasyon merkezidir.

Bu, NATO içindeki lider rolüdür.

Bu, uluslararası finans kurumları üzerindeki etkisidir.

Ve en önemlisi, bu, dünyanın büyük bir kısmının siyasi kararlarını hesaba katması gereken devlettir.

İlginçtir ki, ABD kuruluşunun ilk on yıllarında küresel hegemonluk iddiasında değildi.

19. yüzyılın büyük bir kısmında Washington daha çok iç gelişmeyle meşgul oldu. Ülkenin batıya doğru genişlemesi, sanayileşme, federal devletin güçlenmesi, Kuzey ve Güney arasındaki iç savaşın sonuçlarının ortadan kaldırılması ABD siyasetinin ana yönleriydi.

ABD uzun süre Avrupa çatışmalarından uzak durmaya çalıştı.

İşte bu yüzden Birinci Dünya Savaşı'na ancak 1917'de katıldı.

Ancak bu karar dünya tarihini değiştirdi.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD artık bölgesel bir devlet değildi.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda ise küresel bir liderdi.

Bir asırdan fazla bir süredir Washington dünyanın ana siyasi ve ekonomik gücü statüsünü koruyor.

Bu süre zarfında onunla aynı iddiada olan dev imparatorluklar ise tarihe karıştı.

Bir zamanlar Avrupa'ya hükmeden Alman İmparatorluğu dağıldı.

Asya'nın en güçlü askeri devletlerinden olan Japon İmparatorluğu İkinci Dünya Savaşı'nda yenildi.

Çarlık Rusyası tarihe karıştı.

Üzerinde "güneş batmayan" Britanya İmparatorluğu kolonilerini kaybederek küresel egemenliğini sona erdirdi.

ABD'nin en büyük rakibi sayılan Sovyetler Birliği ise Soğuk Savaş'ta ekonomik ve siyasi rekabete dayanamayarak çöktü.

Bugün Washington'un karşısında önceki rakipler değil.

Ana jeopolitik ve jeoekonomik rakip artık Çin'dir.

Pekin son yirmi yılda ekonomide, teknolojide, üretimde ve lojistik zincirlerinde eşsiz bir yükseliş sergiledi. ABD ile Çin arasındaki rekabet artık sadece ticaret savaşı değil, yapay zekadan yarı iletkenlere, uzaydan deniz yollarına kadar uzanan çok yönlü bir mücadeleye dönüştü.

Birçok analist ABD'nin önceki gücünü kaybettiğini, yeni çok kutuplu dünyanın oluştuğunu söylüyor.

Gerçekten de, Washington artık 1990'lardaki kadar mutlak dominant görünmüyor.

Ancak bu, onun zayıf bir devlete dönüştüğü anlamına gelmez.

Aksine, ABD hala küresel finans sisteminin ana dayanağı, dünyanın en büyük inovasyon merkezi, en güçlü askeri ittifakının lider ülkesi ve uluslararası ilişkiler sisteminin ana oyuncusudur.

Son yıllarda ABD dış politikasında da belirli değişiklikler gözlemleniyor.

Yakın Doğu'da uzun süreli askeri kampanyalar yerini daha çok diplomatik denge politikasına bırakmaya başladı.

Güney Kafkasya da bu değişikliklerden uzak kalmadı.

Çeşitli yönetimler döneminde Azerbaycan'a yönelik tutum farklı oldu. Bazı dönemlerde insan hakları ve demokrasi meseleleri ön plana çıkarılırken, bazı dönemlerde enerji güvenliği ve bölgesel istikrar temel öncelik sayıldı.

Ancak son aşamada Washington'un bölgede daha dengeli bir politika yürütmeye çalıştığı gözlemleniyor.

ABD'nin arabuluculuğuyla elde edilen 8 Ağustos 2025 anlaşması Güney Kafkasya'da diyaloğun sürdürülmesi açısından önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Bu süreç Washington'un bölgede sadece gözlemci değil, aktif diplomatik katılımcı olma niyetini de gösterdi.

Elbette, ABD politikası her zaman tartışmalar doğuracaktır.

Onun müdahaleleri de, kararları da, ortak seçimleri de çeşitli ülkelerde farklı değerlendirilecektir.

Ama tarih gösteriyor ki, ABD'yi değerlendirirken duygular değil, gerçekler esas alınmalıdır.

Gerçek ise şudur ki, 250 yıl önce kurulan bu devlet insanlık tarihinin en kalıcı ve en etkili siyasi projelerinden birine dönüşmüştür.

Bugün dünyanın farklı köşelerinde ABD hakkında tamamen farklı fikirler dile getirilebilir.

Ama hem dostları, hem rakipleri, hem de eleştirmenleri bir konuda genellikle aynı konumdadırlar:

ABD hala bir güçtür.

250 yaşın kutlu olsun, ABD.

Youtube
Kanalımıza abunə olmağı unutmayın!
Keçid et
TƏCİLİ! Sankt-Peterburq OD İÇİNDƏ - Ukraynadan dəhşətli hücum - Media Turk TV