ABD ile İran arasında askeri gerilim giderek şiddetleniyor. ABD, İran'ın köprü ve diğer altyapısını vurmakla tehdit ediyor ve bir dizi enerji tesisini vuruyor. Bununla birlikte, misilleme ateşi adı altında İran, Körfez Arap ülkelerindeki enerji kaynaklarını ve buradaki ABD üslerini vuruyor.
Bu durum, Arap ülkelerinin İran'a karşı kendi güvenliklerini savunmak için birleşik bir cephe oluşturup oluşturmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Ayrıca İran'ın Türkiye'nin yakın müttefiki olan Katar'ı vurması da sorular yaratıyor.
Modern.az'a açıklamasında Türk güvenlik uzmanı İmbat Muğlu belirtti ki, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, ABD-İran arasındaki ikili kriz çerçevesini aşarak, bölgesel güvenlik mimarisine doğrudan etki eden yeni bir aşamanın başladığını gösteriyor:
“Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman ve Katar gibi ülkelerin hedef alınması, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içinde ortak bir savunma sisteminin oluşturulmasıyla ilgili tartışmaları hızlandırabilir. Bununla birlikte, bu ülkelerin İran'a karşı tutumu ve dış politika öncelikleri tamamen aynı değil.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri son yıllarda savunma alanında işbirliğini güçlendirseler de, Umman uzun süredir arabuluculuk rolünü korumaya çalışıyor. Katar ise bir yandan ABD'nin bölgedeki en büyük askeri üslerinden birine ev sahipliği yaparken, diğer yandan İran ile diplomatik iletişim kanallarını açık tutmaya özel önem veriyor. Bu nedenle, yakın gelecekte İran'a karşı yönelmiş, NATO benzeri birleşik bir askeri ittifakın oluşmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.
Bunun yerine, hava ve füze savunma sistemleri, erken uyarı mekanizmaları, istihbarat bilgilerinin paylaşımı, deniz güvenliği ve stratejik enerji altyapısının korunması gibi alanlarda daha geniş bölgesel güvenlik mekanizmalarının oluşturulması olasılığı oldukça yüksektir. ABD'nin de uzun yıllardır Körfez ülkeleri arasında entegre bir hava ve füze savunma sisteminin kurulmasını teşvik ettiği bilinmektedir”.

Uzman, Türkiye açısından ise meselenin daha hassas bir nitelik taşıdığını vurguladı:
“Katar, Ankara'nın bölgedeki en yakın stratejik ortaklarından biridir. İki ülke arasında savunma alanında sıkı işbirliği mevcuttur ve Türkiye'nin Katar'daki askeri varlığı önemli caydırıcı faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, Katar'ın güvenliğini tehdit eden herhangi bir gelişme Ankara tarafından dikkatle izlenmektedir.
Bununla birlikte, Türkiye'nin İran'a karşı oluşturulacak doğrudan bir askeri blokun içinde yer alma olasılığı oldukça düşüktür. Çünkü Ankara, İran ile uzun bir kara sınırını paylaşıyor, enerji, ticaret ve sınır güvenliği gibi stratejik alanlarda Tahran ile ilişkilerini tamamen koparmak niyetinde değil. Türkiye'nin geleneksel dış politika çizgisi, bölgesel krizlerde taraflardan birine dönüşmekten ziyade denge yaratmaya ve diplomatik çözüm yollarını açık tutmaya dayanır.
Bu açıdan Ankara'nın tercih edeceği model, bir yandan başta Katar olmak üzere stratejik ortaklarının güvenliğine destek göstermek, diğer yandan ise İran ile diplomatik temasları sürdürerek gerilimin daha geniş çaplı bölgesel bir savaşa dönüşmesini engellemeye yönelik çok yönlü bir politika olacaktır. Eğer gelecekte yeni bir bölgesel güvenlik mekanizması oluşursa, Türkiye'nin bunu İran'a karşı askeri bir ittifak olarak değil, terörizmle mücadele, enerji güvenliği, deniz taşımacılığının korunması, füze savunması ve kriz yönetimi gibi ortak tehditlere odaklanan kapsayıcı bir güvenlik platformu olarak desteklemesi daha gerçekçi görünmektedir”.
Orta Doğu Araştırma Merkezi Başkanı, siyasi yorumcu Sadraddin Soltan ise, İran yönetiminin temel hedeflerinden birinin bölge ülkelerinin de bu askeri operasyonlara katılması, bölgede büyük bir savaş ocağının oluşması olduğunu belirtti:
“Özellikle Arap ülkelerini savaşa çekmekle Tahran yönetimi, ABD-İran çatışmasını bölgesel bir çatışmaya dönüştürmeyi hedeflemişti. Ancak Körfez Arap ülkeleri bu tuzağa düşmüyor. Çünkü İran askerleri ABD'nin Körfez Arap ülkelerindeki üslerini vuruyor. Körfez Arap ülkeleri bu savaşa katılmayı uygun görmüyor”.
Siyasi yorumcunun sözlerine göre, Türkiye'nin savaşa katılma olasılığı ise yok denecek kadar azdır:
“Çünkü savaş Türkiye'nin savaşı değil. Bu savaş hatta bölge ülkelerinin de savaşı değil. Bu savaş Tahran yönetiminin ABD ve İsrail'e karşı iddialı davranışının, siyasi-ideolojik düşüncesinin savaşıdır. Bu savaş İran'ın bölgesel hegemonluk iddiasıyla ilgili bir savaştır. İran'ın bu dini, ideolojik savaşının bölge ülkeleriyle ilgisi yoktur. Bu nedenle Körfez Arap ülkeleri - BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve Katar'ın İran'a karşı savaşa katılma olasılığı düşüktür. Katar'ın ise hem Türkiye hem de İran ile resmi ilişkileri mevcuttur. Doğru, Katar bankalarında İran'ın 12 milyar dolara kadar fonu dondurulmuş durumda. Dondurulan fonun yarısının serbest bırakılması bekleniyor. Ancak İran ile Katar ilişkileri düşmanlık seviyesinde değil. Bu açıdan da Katar'ın İran ile ilişkilerinin keskinleşip savaş seviyesine çıkacağı olasılığı düşüktür. Doğru, ABD ve İsrail, İran yönetiminin Körfez ülkelerini de savaşa katmasını isterdi. Ancak Körfez ülkeleri kamu güvenliği açısından bu adımı henüz atmıyor".