Modern.az

Rusya NATO'ya saldırırsa Türkiye ne yapacak? - General AÇIKLADI

Rusya NATO'ya saldırırsa Türkiye ne yapacak? - General AÇIKLADI

Analitika

Bugün, 12:34

NATO ile Rusya arasında olası doğrudan askeri çatışma ihtimali, Avrupa'nın güvenlik gündeminde ana konulardan birine dönüştü. Almanya'nın Bild gazetesi, NATO'nun Rusya ile doğrudan askeri çatışma ihtimaline karşı bir eylem planı hazırladığını yazdı. Bild'in yazdığına göre, konseptte insansız sistemlerin keşif, gözetleme, hedeflerin belirlenmesi ve vuruş yeteneklerinden geniş ölçüde faydalanılması öngörülüyor. Bu yaklaşım, NATO'nun son yıllarda insansız ve otonom askeri teknolojilere verdiği önemin arttığını gösteriyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşında İHA'ların geniş çaplı kullanımı, modern savaşların karakterini önemli ölçüde değiştirdi.

Uzmanlar, yakın gelecekte tarafların bilinçli olarak geniş çaplı bir savaşa başlamasının düşük ihtimalli bir senaryo olarak kaldığını düşünüyor. Bununla birlikte, yanlış hesaplama, askeri bir olay veya kritik altyapıya yönelik bir saldırı kontrolden çıkarak daha geniş bir çatışmaya yol açabilir. Böyle bir durumda, NATO üyesi olan Türkiye'nin stratejik rolü özellikle önemli olacaktır.

Konuyla ilgili Modern.az'a açıklama yapan Türkiye'nin eski askeri ataşesi, general Yücel Karauz, NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaşın kısa vadede en gerçekçi senaryo olarak kabul edilemeyeceğini belirtti:

“Böyle bir savaşın askeri, siyasi ve ekonomik maliyeti her iki taraf için de son derece ağır olacaktır. Burada nükleer caydırıcılık da önemli bir faktördür. NATO ile Rusya arasında geniş çaplı bir çatışmanın nerede ve nasıl duracağını önceden belirlemek mümkün değildir. Konvansiyonel savaşın nükleer eşiğe yaklaşması ihtimali, tarafların karar alma sürecinde ciddi bir caydırıcı faktör olarak kalmaktadır. Ancak savaş ihtimalinin düşük olması, risklerin de düşük olduğu anlamına gelmez. Asıl tehlike, önceden planlanmış bir NATO-Rusya savaşından ziyade, yanlış hesaplama, yanlış değerlendirme, kaza veya sınırlı bir askeri olayın kontrolden çıkarak tırmanmaya neden olmasıdır. Bu açıdan Baltık bölgesinden Karadeniz'e kadar askeri hazırlık seviyesinin yükselmesi, hava sahası ihlalleri, siber saldırılar ve kritik altyapıya yönelik sabotaj ihtimalleri özel dikkat gerektirmektedir.”

O, NATO ülkelerinden birinin topraklarına açık ve doğrulanmış bir askeri saldırının en tehlikeli senaryolardan biri olabileceğini kaydetti:

“Böyle bir durumda NATO'nun kolektif savunma mekanizması, Washington Antlaşması'nın 5. maddesi de dahil olmak üzere gündeme gelebilir. Ancak daha karmaşık senaryolar da mümkündür. Örneğin, Rusya'nın bir füzesinin veya İHA'sının Polonya, Romanya veya Baltık ülkelerinden birinde ciddi can kaybına neden olması, NATO ve Rusya güçlerinin Baltık veya Karadeniz'de doğrudan karşı karşıya gelmesi, kritik altyapıya yönelik geniş çaplı siber saldırı veya sabotajlar tırmanma mekanizmasını tetikleyebilir. Böyle bir krizin ilk belirtisi, iki büyük ordunun doğrudan karşı karşıya gelmesi değil, daha sınırlı bir olay olabilir. Bir İHA, bir füze, bir savaş uçağı, bir gemi, siber saldırı veya kritik altyapıya yönelik sabotaj daha geniş bir krizin başlangıç noktasına dönüşebilir. Asıl tehlike de işte budur.”

Y. Karauz, Türkiye'nin durumunun diğer NATO üyelerine kıyasla daha karmaşık olduğunu vurguladı:

“Türkiye NATO üyesidir ve kolektif savunma yükümlülükleri açıktır. Aynı zamanda, Karadeniz'de Rusya ile komşudur ve Moskova ile enerji, ticaret, turizm, diplomasi ve bölgesel güvenlik alanlarında geniş ilişkilere sahiptir. Diğer yandan, Türkiye Ukrayna'nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemekte ve Kiev ile önemli savunma sanayii ilişkilerine sahiptir.”

Onun sözlerine göre, Ankara'nın politikasını sadece “NATO ile Rusya arasında denge” olarak değerlendirmek doğru değildir:

“Türkiye için daha optimal yaklaşım, NATO içinde güçlü caydırıcılık, Rusya ile açık iletişim, Karadeniz'de kontrol edilen askeri denge ve mümkün olan tüm alanlarda diplomatik gerilimi azaltmanın sağlanmasıdır. Türkiye'nin stratejik imkanları arasında Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin özel bir öneme sahip olduğunu belirtti. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye'ye önemli bir jeostratejik sorumluluk vermektedir. Türkiye'nin Ukrayna savaşı başladıktan sonra Montrö Sözleşmesi'ni uygulaması, Karadeniz'de savaşın daha geniş bir deniz çatışmasına dönüşmesini sınırlayan önemli faktörlerden biri olmuştur. Bu politikanın sürdürülmesi Türkiye'nin çıkarlarına uygundur.”

Uzman, Karadeniz'in NATO ile Rusya arasında yoğun bir askeri çatışma alanına dönüşmesinin Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına uygun olmadığını söyledi:

“Türkiye açısından optimal durum, Karadeniz'in NATO-Rusya cephe hattına değil, kontrol edilen bir caydırıcılık alanına dönüşmesidir. Türkiye'nin avantajlarından biri, hem Moskova, hem Kiev, hem Washington, hem de Avrupa başkentleriyle doğrudan iletişim imkanlarının olmasıdır. Türkiye'nin önceliklerinden biri, NATO ile Rusya arasında, özellikle Karadeniz istikametinde askeri krizlerin yönetilmesi ve iletişim mekanizmalarının işler durumda tutulması olmalıdır. Türkiye krizin önlenmesinde güç rolünü oynayabilir.”

General, NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaş çıkarsa, Karadeniz'in en kritik cephelerden birine dönüşebileceğini belirtti:

“Romanya ve Bulgaristan NATO üyesidir, Türkiye ise ittifakın en önemli askeri güçlerinden biridir. Rusya'nın Karadeniz'deki askeri imkanları ve Ukrayna savaşı göz önüne alındığında, bölge son derece yoğun bir askeri mücadele alanına dönüşebilir. Hava ve füze savunma sistemleri, İHA'lar, denizaltılar, mayın savaşı, elektronik savaş, uzun menzilli füzeler ve kritik altyapıya yönelik saldırılar ön plana çıkabilir. Böyle bir çatışma Türkiye'ye sadece askeri değil, ciddi ekonomik etkiler de gösterebilir. Enerji fiyatları hızla yükselebilir, Karadeniz'de taşımaların ve sigortanın maliyeti artabilir. Rusya ile ticaret ciddi şekilde azalabilir, turizm sektörü zarar görebilir, tahıl ve gıda fiyatları üzerinde yeni bir baskı oluşabilir. Bu nedenle NATO-Rusya savaşı Türkiye için sadece askeri değil, aynı zamanda enerji, enflasyon, ticaret, turizm, lojistik ve gıda güvenliği meselesidir.”

Güney Kafkasya'da yeni jeopolitik gerçeklik oluşabilir

Y. Karauz, olası NATO-Rusya çatışmasının Güney Kafkasya'yı da ciddi şekilde etkileyeceğini düşünüyor:

“Rusya'nın askeri ve siyasi dikkatini NATO cephesine yöneltmesi, Güney Kafkasya'da oluşan jeopolitik boşluğu daha da genişletebilir. Bu durumda Azerbaycan'ın stratejik ağırlığı artabilir. Türkiye-Azerbaycan stratejik hattı bölgesel güvenlik açısından daha büyük önem kazanabilir. Böyle bir senaryoda Gürcistan ve Ermenistan'ın da karşılaştığı jeopolitik zorluklar artacaktır. Gürcistan üzerinde jeopolitik baskı yükselebilir, Ermenistan'ın Batı, Rusya ve bölge devletleri arasında denge arayışı daha karmaşık hale gelebilir. Aynı zamanda, Hazar üzerinden Avrupa'ya giden enerji ve ulaşım rotalarının önemi keskin bir şekilde yükselir. Orta Koridor, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, TANAP ve Güney Gaz Koridoru gibi projeler böyle bir durumda artık sadece ekonomik değil, stratejik önem de taşıyabilir. Bu projeler Avrupa'nın enerji ve ulaşım güvenliğinin önemli elementlerine dönüşebilir. Bu açıdan Azerbaycan'ın jeopolitik önemi de ciddi şekilde artabilir.”

Uzman, Ankara'nın NATO üyeliği ile Rusya ilişkilerini birbirinin alternatifi olarak görmemesi gerektiğini düşünüyor:

“Türkiye NATO içinde üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirirken Rusya ile iletişim kanallarını da açık tutmalıdır. Askeri caydırıcılık ile diplomatik diyalog birbirinin zıttı değildir. Aksine, güçlü caydırıcılık ve güçlü diplomasi birlikte uygulandığında savaş ihtimalini azaltır. Türkiye özellikle hava ve füze savunma sistemlerini, Karadeniz'de gözlem ve erken uyarı imkanlarını, elektronik savaş ve İHA'lara karşı savunma kabiliyetini, deniz güvenliğini, kritik altyapının korunmasını ve siber savunmayı güçlendirmelidir.

“Bununla birlikte, Moskova-Kiev, Moskova-NATO ve Washington-Moskova hatlarında oluşabilecek krizlerde diplomatik arabulucu ve iletişim kanalı olma kabiliyeti korunmalıdır.”

Uzman, son olarak NATO ile Rusya arasında doğrudan geniş çaplı bir savaşın kaçınılmaz olmadığını vurguladı:

“Bugün böyle bir savaş, tarafların bilinçli olarak seçeceği en gerçekçi senaryo değildir. Ancak risk önceki yıllara göre daha yüksektir. Bunun temel nedeni tarafların savaş istemesi değil, onların askeri faaliyet alanlarının ve temas noktalarının giderek birbirine yaklaşmasıdır.”

Onun sözlerine göre, önümüzdeki dönemin ana anlayışı “kontrol edilen caydırıcılık” olmalıdır:

“Türkiye için üç temel stratejik hedef mevcuttur: NATO'nun güvenilir ve güçlü bir üyesi olarak kolektif caydırıcılığa katkıda bulunmak, Karadeniz'in NATO-Rusya savaş meydanına dönüşmesini engellemek ve Moskova, Kiev ve Batı arasında açık kalan diplomatik kanalları kullanarak askeri krizlerin siyasi çözüm yollarına yönlendirilmesine katkıda bulunmak. Türkiye'nin NATO içinde gerçek stratejik önemi de işte burada ortaya çıkıyor. Türkiye sadece NATO'nun güneydoğu kanadında yer alan büyük bir askeri güç değildir. O, aynı zamanda Karadeniz'in girişini kontrol altında tutan, Rusya ile doğrudan konuşabilen, Ukrayna ile stratejik ilişkilere sahip olan, Güney Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya açılan, Avrupa'nın enerji ve ulaşım güvenliğinde merkezi bir konuma sahip bölgesel bir güçtür. Bu nedenle olası NATO-Rusya krizinde Türkiye'nin stratejik amacı taraflardan birini diğerine karşı teşvik etmek değil, caydırıcılığı koruyarak savaşın önlenmesi olmalıdır. Çünkü NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaşın gerçek anlamda galibi olmayacaktır,” diye vurguladı uzman.

Sizə yeni x var
Keçid et
Rusiyadan Bakıya hücumlar artır - Bakını hansı TƏHLÜKƏLƏR gözləyir?