Zaman tesadüflerde takılıp kalmaz. Sadece insan beyninin oluşturamadığı planları gerçeğe dönüştürür.
Bu gerçekler arasında bugün genişlemekte olan Türk ailesi de var.
Bir grup medya temsilcisiyle kardeş Özbekistan'a seyahat ettik. Döndükten sonra izlenimlerimi yazıya dökmek için birkaç gün bekledim. Bu arada, hafızam da tam gücüyle tazelendi. Sanırım şimdi izlenimleri sunmanın tam zamanı.
Özellikle de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Özbekistan'a devlet ziyaretinden sonra...
Sıcaklığın getirdiği yakınlık
Başkent Taşkent bizi her anlamda sıcak karşıladı. Hava sıcaklığının 40 dereceye yakın olmasına rağmen, ebedi dostluk ve kardeşliğin getirdiği sıcaklık birliğimizin sembolünü sergiliyordu.
Siyasi platformlarda sağlamlaşan güç birliği, halkların gözlerinde ve dudaklarında açıkça görülüyor. Sıcaklığın yakınlığın bir biçimi de budur. İşte bu yüzden benim için bu ziyaretin en büyük izlenimi insanlarla ilgiliydi.

Bizi birleştiren değerleri bir arada görmek o kadar hoş ki...
Yanılmıyorsam, son yıllarda Avrupa'nın soğukluğunu insanların yüzlerinde de görmek mümkün. Bu da bize mutluluğumuzu daha derinden hissetme ve şükretme imkanı veriyor. Çünkü Avrupa'dan farklı olarak Orta Asya ile ilişkilerde bir yakınlık var. Belki de bunun adı aynı tarih, aynı dil ve aynı hafızadır.
Senin diline yakın bir dilde konuşuyorlar. Sokakta, mağazada, restoranda... Mekanın farkı yok. Duyduğun sözlerin çoğu sana yabancı gelmiyor. Karşına çıkan yazı levhalarını okuduğunda da garip bir his yaşıyorsun. Başka bir ülkedesin, ama gördüklerinin bir kısmını kendi dilinde okuyabiliyor ve anlayabiliyorsun.
Bunun adı aynı zamanda yakınlık hissidir.
Bazen insan karşısındakinin ona olan tavrını kelime etmeden önce hisseder. Soğuk tavır, sahte gülüş, yalancı bakış... Sözsüz de anlamak mümkün.
Uzun lafın kısası, kardeş Özbekistan'da samimiyetin yapay olmadığını hissettik.
Bu esnada, sanırım Ortak Türk alfabesine mutlaka ihtiyaç var.
2020 yılındaki tarihi Zaferimizden sonra Türk dünyasının önünde açılan imkanları sadece siyasi ve ekonomik işbirliğiyle sınırlamak olmaz. Bizim birbirimizi daha kolay anlamamız için dil ve alfabe meselesi de önemli adımlardan biridir.
Eğer senin dilinde konuşuyorsam, beni anlıyorsan, sözlerimiz birbirine yakınsa, neden bunu daha da sağlamlaştırmayalım?
Neden ortak alfabe bizi birbirimize daha da yakınlaştırmasın? Umarım ortak Türk alfabesiyle ilgili isteklerimizin gerçekleşmesi uzakta değildir.

Taşkent treninde Karabağ sevgisi
Seyahatimizin sonraki günlerinden birinde Taşkent'ten Semerkant'a hızlı trenle gittik.
Pencerenin diğer tarafında değişen sadece manzara idi. Trenin hızı arttıkça şehir geride kalıyor, ovalar, köyler, yollar görünüyordu.
Trende sanki Azerbaycan Özbekistan arasındaki mesafe de azalıyordu.
Ve elbette ki, mesafenin azalmasında yine de kardeşlik faktörü rol oynuyor. Sohbet esnasında tren kondüktörü geldiğimiz adresi sordu. “Azerbaycan'dan geldik” dedik. Cevap ise muhteşem oldu. “Karabağ”.... “Karabağ” çok iyi oynuyor. “Karabağ”ın taraftarıyım”.
Onun gözleri gülüyordu, benim ise dilim kuruyordu. İkimizi de sevgi ve kardeşlik birleştiriyordu.
Kardeşliğin bir başka örneğini trenden indiğimizde yaşadık. Özbekistan milli müzik topluluğu “biz sevecen bir aileyiz” şarkısını çalıyordu.
İşte yakınlık. Özbek kardeşlerimiz “biz sevecen bir aileyiz” müziğiyle hem de güç ve birlik mesajı veriyorlardı.
Semerkant... dini değerlerimiz
Aynı tarih, aynı dil, aynı gelenek.... Semerkant'ta İmam Ali Buhari'nin medresesini ziyaret ettik. Mezarı olan köşede Kur'an okunuyordu. Özbekistan'ı Azerbaycan'ı hem de dini değerler birleştiriyor.
Bizi birleştiren dini değerlerimize saygı alameti olarak kutsal Kur'an ayetlerinden bölümleri dinledik.
Kur'an sesleri altında ruhumuz da dinleniyordu.
Bir sözle, her taşı tarih olan bu topraklarda Türk gücü dalgalanıyor.

Karabağ artık vizit kartımıza dönüştü
Gözlemlerime dayanarak bir parantez açmak istiyorum.
Uzun yıllar yurt dışında ülkemizi daha çok Bakü ile tanımışlar. Bakü her zaman Azerbaycan'ın vizit kartı olmuştur. Hiç şüphesiz ki, bu bugün de böyledir. Şimdi ise bu tanınma haritasına Karabağ da eklendi.
Karabağ artık sadece bir coğrafyanın adı değil.
O, Azerbaycan'ın tarihinin, mücadelesinin, Zaferinin ve bugününün sembollerinden biridir.
Ve en ilginç olanı da, bu ad artık sadece siyasi kulvarlarda yankılanmıyor.
Artık ziyaret ettiğimiz ülkelerde insanların dilinde yankılanıyor.
Bir sonraki sefer Karabağ'ın adını duydum. Semerkant'tan Taşkent'e dönerken... Taşkent sokaklarında çekim yaptığımızı görüp hoş bir tebessümle bize yaklaşan Özbek kardeşimiz nereden geldiğimizi sordu. “Azerbaycan” dediğimizde, “oooo özgür Karabağ” kelimesi ruhumuzu ısıttı.
Açıkçası, benim için Özbekistan'da bunun özel bir anlamı vardı.
Bir halkın yaşadığı acı başka bir halkın hafızasında da iz bırakabiliyormuş.
Bir halkın Zaferi başka bir halkta da sevinç yaratabiliyormuş.
Karabağ'ın adı geçtiğinde bunu hissetmemek imkansızdır.
Acının sevince doğru adımladığı kardeşlik.
Üstelik süssüz.
Doğal bir şekilde.
Ve sonunda bizi birleştiren Türk ailesidir. Bu ailenin en güzel tarafı da odur ki, Azerbaycan ve Özbekistan halkları birbirini uzaktan tanımaz. Biz hem de birbirimizi hafızamızdan tanırız.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 6 Temmuz 2024'te TDT devlet başkanlarının Şuşa'da düzenlenen gayri resmi Zirve toplantısında yaptığı konuşmada demişti: “XXI. yüzyıl Türk dünyasının gelişimi yüzyılı olmalıdır”. Işıltılar göz önündedir.
Zaman ise her anlamda Türk dünyasının lehine işliyor.



Namidə Bingöl,
Real TV sunucusu
Bakü-Taşkent-Semerkant-Bakü