Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın güvendiği, komutan Nuri Paşa'nın gurur duyduğu, Muzaffer Türk Ordusu'nun denenmiş askeri...
Kadri bilen soydaşlarımızın hafızasında Bakü'yü Bolşevik kılığına girmiş azgın Taşnakların kanlı pençelerinden kurtaran şanlı kurtarıcıların ilk sırasında Mürsel Paşa'nın da (1881-1945) aziz hatırası yaşamaktadır. 1918 yılında Bakü'yü Ermeni Taşnaklarının ve onların destekçilerinin işgalinden kurtaranlar arasında yer almış, kişisel cesaretiyle Azerbaycanlıların kalbini fethetmiş Mürsel Paşa resmi olarak kendine Bakü nisbesini almış ve bundan gurur duymuştu. Genellikle şairler yaşadıkları yeri kendilerine nisbe olarak alırlar. Örneğin, Mücirüddin Beylekani, Hakani Şirvani, Nizami Gencevi, Celaleddin Rumi, Hatib Tebrizi... Bu yazıda amacımız o unutulmaz günlerin katılımcılarını, genel zaferimizin mimarlarını bir kez daha minnetle anmak ve parlak zaferimizin mimarlarından olmuş unutulmaz Mürsel Paşa hakkında okuyuculara bilgi vermektir.
28 Mayıs 1918'de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin yetkilileri (M.E.Resulzade ve H.Hacınski) 2 Haziran 1918'de Osmanlı Devleti'nin Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan Azerbaycan'a askeri yardım göstermesini rica etmişlerdi. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918'de Batum'da imzalanan anlaşmanın 4. maddesi (“İç istikrarı sağlamak ve milli bağımsızlığı korumak için Osmanlı Devleti, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin isteğiyle ona askeri yardım göstermeyi taahhüt eder” maddesi) Osmanlı Devleti'ne kardeş Azerbaycan'a yardım göstermeye hukuki dayanak verdi. Olayları dikkatle izleyen ve Osmanlı Devleti'nin Azerbaycan'a askeri yardım niyetinden endişelenen Almanya, Rusya ve İngiltere derhal harekete geçmişti. Osmanlı Devleti Almanya ve Rusya'yı sakinleştirmek, eski ve yeni müttefikini rahatlatmak için teşkil edilen askeri birliğin adını Kafkas İslam Ordusu olarak adlandırmış ve bu ordunun Osmanlı Devleti ile bağlantısı olmadığını beyan etmişti. Bu zaman Azerbaycan'a yardım edecek yüksek rütbeli ordu mensupları arasında Erzurumlu Mürsel Paşa'ya özel dikkat gösterilmişti. O zamanın karargah reisi olmuş Vehib Paşa İstanbul'a, Harbiye Nazırı Enver Paşa'ya gönderdiği telgrafta şöyle yazmıştı: “Azerbaycan Hükümetinin yardım isteğini kabul ederek en cesur ve kabiliyetli, yüksek askeri değere sahip, şimdiye kadar şan ve şerefle kendisini kanıtlamış Beşinci Kafkas Tümeni yardımı için Albay Mürsel Bey komutasında yola çıkardık”. (Bkz: Nasir Yüceer, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun Azerbaycan ve Dağıstan Harekatı, Ankara, 1996, s. 75).
Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin başkenti Bakü şehrini Taşnaklardan kurtarma görevini yerine getirmeye gelen Kafkas İslam Ordusu'na Mürsel Paşa'nın komutanlığı ile askeri destek veren Beşinci Kafkas Tümeni'nde toplamda 6 bine yakın asker, 257 subay savaşmıştır. Bunların arasında binbaşı Cemil Cahid Bey, yarbay Osman Bey, binbaşı Ahmed Rıza Bey ve binbaşı Zihni Bey askeri zekaları ve kişisel cesaretleriyle özellikle farklıydılar. Enver Paşa Bakü'nün Taşnaklardan en kısa zamanda azad edilmesinde çok ısrarlıydı. Bu amaçla o, 17 Haziran 1918 akşamı özel şifregramla Mürsel Paşa'ya komutan olduğu Beşinci Kafkas Tümeni'ne Göyçay istikametinden hücuma geçmek emrini verdi. Enver Paşa'nın böyle emir vermesine sebep 16 Haziran 1918'de 10. Kafkas alayının Müsüslü mevkiinde Şilyan gölü civarında Taşnakların pususuna düşmesi sonucunda ciddi kayıplara maruz kalması olmuştu. (Bkz: Yaşar Ertürk, “Kafkas İslam Ordusu’nun Azerbaycan Harekatı”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı 186, Haziran, 2012, s.104-105)ş
20 Haziran 1918'de Göyçay'a gelen Mürsel Paşa mevcut durumla dikkatle tanıştıktan sonra Taşnaklara belirleyici darbe vurabilmek ve toparlanmak için Nuri Paşa'dan birkaç gün mühlet ister. Mesele şudur ki, o zaman Mürsel Paşa'nın emrinde sadece 5227 asker vardı, düşman tarafının ise 10 binden fazla silahlı savaşçısı, iki zırhlı treni, hayli miktarda makineli tüfeği, topu, havan topu vardı. Profesyonel asker ve yetenekli komutan Mürsel Paşa riske girmemek ve mümkün olduğu kadar az kayıp vermekle zafer kazanmakta mahirdi. Karşı tarafın bütün teçhizat ve psikolojik potansiyelini doğru belirlemeyi çok seven Mürsel Paşa askeri keşfiyata çok önem veriyordu. Cephede oluşan sakinlikten yararlanarak komutanlık Mürsel Paşa'nın Beşinci Kafkas Tümeni'ne ek kuvvetler çekmişti.
28 Haziran 1918'de şafak sökerken amansız dövüşler tekrar başladı. Mürsel Paşa'nın önceden teklif ettiği taktikle savaşan Türk askerleri öğleden sonra amaçlı bir şekilde tedricen geriye çekilmeye başladılar. Taşnaklarda öyle bir tasavvur oluştu ki, Türk askerlerinin askeri mühimmatları, özellikle de top mermileri tükenmiştir. 28 Haziran 1918 akşam saatlerinde Mürsel Paşa'nın askerleri Göyçay istikametinde hayli geri çekilmişlerdi. 29 Haziran 1918 sabah saatlerinde Türklerin geri çekilmesinden ruhlanan Taşnaklar Göyçay'ı tamamen ele geçirmek hayaline düşmüşlerdi. Eyforiyadan uyanıklıklarını yitirmiş Taşnaklar Karameriyem'de hücum emrine muntazır 25. taburun, Göyçay'da lazım olan anda sarsıtıcı darbe indirecek binbaşı Ahmed Hamdi'nin müsellah taburunun varlığından habersizdiler. (Bkz: Rüştü Türker, Birinci Dünya Harbinde Bakü Yollarında 5. Kafkas Tümeni; Ankara, 2006, s.47)

30 Haziran 1918'de sabah saat 6.30'da Mürsel Paşa'nın emriyle geniş cephe boyunca hücum başladı. Sürekli topçu ateşlerinden sonra şanlı Türk askerleri - piyadeler ve süvariler, düşman mevzilerine saldırdılar. Türk ordusunun geniş çaplı ani hücumunun karşısında duruş getiremeyen Taşnaklar büyük kayıplar vererek kaçmaya başladılar. Mürsel Paşa'nın askeri zekası, Türk askerlerinin cesareti sonucunda, kelimenin tam anlamıyla, düşmanın beli kırıldı. Göyçay'dan kovulan Taşnaklar Kürdemir-Ağsu istikametinde mevzilenerek Muzaffer Türk Ordusu'nun Bakü'ye ilerleyişini durdurmak istiyorlardı. Komutan mirliva Nuri Paşa 5. Kafkas Tümeni'nin başkanı Mürsel Paşa'ya aşağıdaki içerikte emir vermişti:
“On üçüncü Kafkas alayı 7 Temmuz gecesi, Ağsu'dan hareket ederek Hasan Bey bölüğünü de tabeliyine alarak Kürdemir'e hücum edecektir. Onuncu Kafkas alayı da bütün gücü ile Şamahı'yı ele geçirmek için sabah erkenden harekete geçecektir. Müsüslü bölüğü 13. Kafkas alayı ile sık temas kurarak, başlangıçta yayındırıcı manevralarla düşmanın 13. Kafkas alayına karşı hücuma geçmesinin karşısını alacaktır”.
Mürsel Paşa'nın kahraman askerlerinin hücumu karşısında duruş getiremeyen Ermeni askeri birlikleri 10 Temmuz 1918'de Kürdemir-Ağsu cephesinden kaçmaya mecbur oldular. Şanlı Türk Ordusu'nun Bakü'ye gelmesini ne Almanya, ne Büyük Britanya, ne de Rusya istiyordu. Osmanlı yetkilileri Rusya'nın dışişleri nazırı G.Çiçerin'e ve onun Almanya'daki meslektaşına Nuri Paşa'nın komutan olduğu Kafkas İslam Ordusu ile hiçbir bağlantılarının olmadığını bildirseler de buna ne Ruslar, ne de Almanlar inanıyordu.
Osmanlı Devleti'nin sadrazamı (başbakanı) Talat Paşa Rusya dışişleri nazırı G.Çiçerin'i temin etmişti ki, Türkler Bakü'yü ilhak etmeye gelmiyorlar, orada asayişi restore ettikten sonra yeniden geri dönecekler. Bu sebepten de Moskova'dan gelen talimata esasen Bakü Halk Komiserleri Sovyeti İngiliz generali L.Denstervil'e Bakü'ye gelmeye resmi izin vermemişti. Buna rağmen, S.Şaumyan ve A.Mikoyan gizlice İngiliz generalına telgraflar vuruyor, ne pahasına olursa olsun onu Türklerin Bakü'ye gelişinin karşısını almaya çağırıyor ve ona ellerinden gelen bütün yardımı edeceklerini yazıyorlardı. (Bkz: History of the Great War, pp. 103-104)
Osmanlıların Bakü'ye gelişinin karşısını almak için Büyük Britanya da acil kesin tedbirlere başvurmuştu. General L.Denstervil'in komutanlığı altında “Dunsterforce” adlanan askeri kontingent Sentrokaspi adlanan oyuncak hükümetin davetiyle Bakü'ye yerleştirilmişti. 1918 yılının yaz aylarında Bakü şehri uluslararası güçlerin menfaatlerinin çarpıştığı meydana çevrilmişti. Bütün hukuki ve askeri engellere, Ermeni Taşnak haydutlarının fitne-fesatlarına rağmen Kafkas İslam Ordusu inançla Bakü'ye, kan kardeşlerinin kurtuluşuna doğru hareket ediyordu. Ermenilere yardıma gelmiş “Dunstetforce” mensuplarından biri bu olayı bu şekilde kaleme almıştı:
“Böyle görünüyordu ki, bölgeyi tamamen kontrol altına almak işinde Türkleri hiçbir şey durduramazdı. Türklerin her yeri kendi kontrol altına almalarına Azerbaycanlı Müslümanlar çok seviniyorlardı ve onlara herhangi bir mukavemetin aleyhindeydiler. Ermeniler ise bunun mümkünlüğü korkusundan çökmüş, perişan düşerek Türklere hiçbir duruş getiremiyorlardı.” (Bkz: Ludcndorff, My war memories, II v., p. 659)
General L.Denstervil'in sözlerine göre, 26 Temmuz 1918'de Bakü Halk Komiserliği'nin çöküşünden sonra onun yanına gelmiş Ermeni milli şurasının Bakü temsilcisi Araratyants adlı bir kişi İngiliz askeri kontingentinin az sayıda olmasından (İngilizler 1500 kişilik askeri birlikle gelmişlerdi - R.S.) çok hayal kırıklığına uğramış, yağlı dilini işe salıp her vasıtayla onu Bakü'ye ek askeri kuvvetler getirmeye razı etmeye çalışıyormuş. Açıkça görülüyor ki, Ermeniler 1918 yılının Mart ayındaki eylemlerine göre cezalandırılma vahşetinden ne yapacaklarını bilmiyorlarmış. İngiliz generali onu Türklere karşı tahrik ve teşvik etmeye çalışan Ermeni Araratyants'a “Türklerle siz kendiniz savaşmazsanız biz hiçbir şey yapamayız” demiş. (Bkz: The adventures of Dunsterforce, p. 216)
Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan Bakü'yü Taşnak-Bolşevik esaretinden en kısa zamanda kurtarma emri alan Kafkas İslam Ordusu'nun komutanı Nuri Paşa 8 Eylül 1918'de efsanevi Çanakkale tümeni ile birlikte savaşların merkezi ve kilit noktası olan Doğu cephesine geldi. Nuri Paşa'yı ikametgahında ziyaret eden Mürsel Paşa Türk askerlerinin Kurt Kapısı, Bilecer, Binegedi, Yanardağ, Sabuncu ve Balahanı'yı tam kontrol altında tuttukları hakkında rapor verdi. Bakü cephesinin o zaman genel uzunluğu 29 km imiş ve bunun da 13 km'si dağlık, tepelik ve kayalık yerler olduğundan Sentrokaspi “stratejistleri” ve Taşnaklar o arazilerden Türklerin hücum edebileceğini tahmin etmiyorlardı. Ancak Nuri Paşa'nın kahraman askerleri Mürsel Paşa'nın komutanlığı altında tam da az ihtimal olunan yerlerden hücum ederek 1918 yılında 13 Eylül'den 14 Eylül'e geçen gece şehre hakim Bibiheybet ve Badamdar yüksekliklerini tutmaya nail olmuşlardı.

Türklerin şehre girmesinin an meselesi olduğunu anlayan S.Şaumyan ve haydut çetesi en başından yağmaladıkları eşyaları 13 katere yükleyip Bakü'den kaçmışlardı. Onlardan hiçbir şeyle farklılaşmayan Sentrokaspi “liderleri” de firarilik için fırsat arıyorlardı. Akmuhafız Biçeraxov'un ve Dokuçayev'in Kazak desteleri, Korganov'un paralı askerleri Osmanlı'nın darbesinden darmadağın olmuşlardı. Bu olayların bilavasıta katılımcısı ve Kafkas İslam Ordusu'na karşı savaşların komutanı olmuş general L.Denstervil idrak eder ki, korkak Ermeni başıbozuklarına güvenip Türklerin karşısını almak nazari ve pratik bakımdan imkansızdır. O anda İngiliz generali bu harekata başlayandan beri, belki de en doğru karar kabul eder: İngiliz kuvvetleri acilen Bakü'yü terk etmelidirler. Həmin məqamı L Denstervil özü xatirələrində belə təsvir etmişdir:
“Yer yüzünde hiçbir güç Bakü'yü TÜRKLERDEN kurtaramaz. Müdafaayı devam etmek felaket anını ancak geciktirmektir, lüzumsuz yere insan hayatına sebep olmak demektir”.
İngilizlerin Bakü'yü terk etmek hakkındaki kararını duyan Ermeniler feryat ediyorlardı ki, “biz şehirden kaçıp gidene kadar Bakü'den çıkmayın. Yoksa Türkler şehre girer girmez yerli halk bizim derimize saman dolduracak”. İngiliz generali de onlara yürek-direk verir ki, “emin olun, ama gecikmeyin. Bizim Türklere karşı savaşmaya ne yeterli gücümüz, ne de hevesimiz var. Gecikirseniz kendinizden küsün”.
14 Eylül sabah saat 4'te Türk topçusunun sürekli ve şiddetli yaylım ateşi yeri-göğü titretti. Zorla siperde durmaya mecbur edilmiş Ermeniler kaçıp gizlenmeye yer bulamıyorlardı. Onlar İngilizleri uluslararası mahkemeyle korkutuyor, Biçeraxov'u tehdit ediyor, Dokuçayev'i sövüyor, Şaumyan'a lanetler yağdıra-yağdıra güçleri geldikçe şehrin merkezine doğru kaçıyor, kendilerini İran'a, Enzeli'ye, Derbent'e, Krasnovodsk'a gidecek gemilere yetiştirmeye çalışıyorlardı. Sanki Mart ayında Azerbaycan Türklerine düşman kesilen, silahsız insanlar karşısında kekelenenler bunlar değilmiş. Merkezi komutanlıktan hücuma geçmek emri alan Mürsel Paşa kendi tabeliğinde olan askeri birliklere 1918 yılının 13 Eylül gecesi 75 sayılı emri imzaladı:
“Allah'ın yardımıyla, yarın sabah Bakü'ye giden yol arasındaki sarı parlak kilise kulesi genel istikametinde Bakü'ye karşı taarruz harekâtına başlanacaktır”. (Bkz: Rüştü Türker, Birinci Dünya Harbinde Bakü Yollarında 5. Kafkas Tümeni; Ankara, 2006, s.193)
Hatırlatalım ki, “sarı parlak kuleli kilise” denildiğinde Bakü'deki şimdiki Ahmed Cevad ve Zergerepalan caddelerinin kesiştiği mekanda bir zamanlar mevcut olmuş, o zamanlarda halk arasında “Kızıllı kilise” olarak tanınan, 1936 yılında dağıtılmış Aleksandr Nevski katedrali kastediliyordu.
Bakü'yü işgal altında tutmaya çalışan Ermenilerin birinci müdafaa seddini yarma görevi almış 9. ve 56. alaylar gece saat 3.30 sularında ağır silahlar uygulamadan Heybet-Bileceri hattını kontrol altına aldılar. Sabah erken, yaklaşık saat 6'da 56. alay Taşnakların ikinci müdafaa seddini de darmadağın etti. 56. Türk alayının karşısında perişan düşmüş Ermeni, Rus ve İngiliz silahlıları güçleri geldikçe şehrin merkezine doğru kaçıyorlardı. 14 Eylül 1918'de yaklaşık saat 16'da Bakü şehri kahraman Türk askerleri tarafından tam kuşatmaya alınmış, bütün stratejik önemli yükseklikler MEHMETÇİKLERİN kontrolündeydi. Türk askerlerinin hücumundan aklını yitirmek derecesine ulaşmış başıbozuk Taşnakları hiçbir güç, söz ve sövüş siperde tutamıyordu. Vahşetten gözleri yuvalarından çıkmış Ermeni silahlıları güçleri geldikçe “Turkeri galis yen - Türkler geliyorlar!” diye çığırıyorlardı. Oradan-buradan gelip Bakü'ye dadanmış, çeşitli yerlerde kompakt mesken salmış “sivil” Ermeniler de siperdekilerden hiç geri kalmıyorlardı. Evde hazır tuttukları bohçaları koltuklarında can havliyle limana doğru koşuyorlardı. “Limana doluşmuş Ermeniler vahşet içinde kaçıp kurtulmaya çalışıyorlardı”. (Bkz: Alex Marshall. The Caucasus Under Soviet Rule, s. 96)
1918 yılının 14 Eylül akşamının karanlığını fırsat bilen İngiliz askeri birleşmeleri de şehri terk ettiler. O gece son ümitlerini de yitiren Ermeniler de yok oldular. Sanki hepsini ecel almış, yer gizlemişti.
15 Eylül 1918'de sabah saat 8.30'da üstünde İran bayrağı ve bir de beyaz bayrak olan otomobil Mürsel Paşa'nın karargahına geldi. Otomobilde İran konsolosu ve Taşnakların komutanı oturmuştu. Onlar Mürsel Paşa'ya şehirde kalmış Ermenilerin teslim şartlarını açıklamak için geldiklerini bildirmişlerdi. Mürsel Paşa bu bilgiyi merkezi komutanlığa, mirliva Nuri Paşa'ya ulaştırmıştı:
“İran Konsolosu ile Bakü Cephesi Komutanından oluşan bir heyet gelmiştir. Bunlar, şehrin ve şehre sığınan düşmanın teslim şeklini kararlaştırmak üzere; İran, Amerika, İsveç, Danimarka konsoloslarıyla, İngiliz Komutanından ve Bakü Hükümetinden oluşan bir heyetin yanıma gelmelerine izin verilmesini ve beraberlerinde de bizden birinin bulunmasını teklif ettiklerinden, delegeleri getirmek üzere, Tümen Kurmay Başkanı Yüzbaşı Rüştü'yü gönderdim. Şehre girmek yasaklanmıştır. Şehir içindeki asayişin sağlanması için 56’ncı Alay görevlendirilmiştir”. (Bkz: Rüştü Türker, Birinci Dünya Harbinde Bakü Yollarında 5. Kafkas Tümeni; Ankara, 2006, s. 204)
Kafkas İslam Ordusu'nun komutanı mirliva Nuri Paşa'nın diktesiyle Mürsel Paşa mağlup Ermeni Taşnaklarına 5 talep ileri sürmüştü:
1. Bakü kayıtsız, şartsız derhal teslim edilecektir.
2. Bakü'deki Ermeni Taşnakların tamamı teslim olacaktır.
3. Bütün tür silahlar, mühimmatlar, Azerbaycan devletine ait bütün eşyalar, mülkler, maddi ve manevi servetler teslim edilecektir.
4. Nargin (Büyük Zire) adasında saklanan Türk, Alman ve Avusturya menşeli esirlerin hepsi teslim edilecektir.
5. İşgalci Taşnaklara ait bütün cephanelik, otomobil, zırhlı makineler, uçak ve erzak teslim edilecektir.
Şil-küt edilmiş Ermeni tarafı galip Türk ordusunun komutanının bütün taleplerini derhal yerine getirmiş ve teslim aktını imzalamıştır.
15 Eylül 1918'de sabah saatlerinde komutan Nuri Paşa'nın muzaffer Kafkas İslam Ordusu onların pişvazına çıkmış kadri bilen Azerbaycan halkının minnettarlık dolu alkışları ve duaları ile şehre dahil oldu. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin isteği ve Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın büyük teşebbüsü ile reşadetli Nuri Paşa'nın komutanlığı ile Azerbaycan'a gelmiş kardeş Türk ordusu Mürsel Paşa gibi yetenekli komutanların şahsında zafer dolu şanlı harp salnamemize yeni parlak sayfa yazmıştır. 2020 yılının Eylül-Kasım aylarında muzaffer Azerbaycan Ordusu aynı yetenek ve cesaretle Ermeni düşmanları meliklendikleri arazilerden kovdu, ezeli topraklarımızı azgın yağmacılardan temizledi.
Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü'yü işgalden azad etmesi Azerbaycan topraklarına göz diken bütün devletlere ciddi ve kararlı bir uyarıydı: “BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİZ!”.
Çeşitli dilli, çeşitli dinli, çeşitli mekanlı olsalar da, habis niyetleri aynı olan bütün düşmanlarımız çok iyi anlarlar ki, Enver Paşa, Nuri Paşa, Mürsel Paşa gibi şerefli seleflerin Polat gibi, Mübariz gibi, Ferid gibi on binlerce çok layıklı, dayanıklı halefleri vardır. Topraklarımızın bütünlüğü uğrunda şehit olanlara rahmet, vatan namına canından geçmeye hazır olanların hepsine başarılar olsun. KURTULUŞ GÜNÜN MÜBAREK, DOĞMA BAKÜ!

Ramazan SİRACOĞLU