Bugün 26 Eylül 2026.
Bakü sokaklarında Formula 1 yarışına katılan arabalar hızla ilerliyor. Motorların uğultusu şehrin sesine karışıyor, onların sesi dünyayı Bakü'ye çeviriyor.
Bu gürültünün içinde başka bir ses duyuluyor, YARININ sesi...
26 Eylül 2020 ile aramızda altı yıl var. Ama insana öyle geliyor ki, bugün yine aynı gün. Geçen her gün bizi o güne daha çok yaklaştırıyor, şehitlerimizi daha çok sevdiriyor, zaferimizi daha derinden tattırıyor, Ali Başkomutan'ın iradesinin gücünü daha net gösteriyor.
Sizi bilmem, beni bu hisler sarıyor.

Hatırlıyor musunuz, 26 Eylül 2020?
26 Eylül 2020'de, Azerbaycan savaşa bir gün kala nasıl yaşıyordu?
Belki de hatırlamıyoruz, çünkü o gün tarihe geçecek bir gün olarak başlamamıştı. Sabah olmuştu. Herkes kendi derdindeydi, kimi işe gidiyor, kimi çocuğunu okula hazırlıyor, kimi arkadaşıyla buluşuyor, kimi de yarın için plan kuruyordu. Azerbaycan sıradan bir gününü yaşıyordu. Söylentileri istisna etsek, hiçbir şeyden haberimiz yoktu.
Hiç kimse bilmiyordu ki, yarın başka bir yarın olacak. Hiç kimse bilmiyordu ki, 26 Eylül gecesi Azerbaycan 30 yıllık acının son gecesini yaşıyor.
Biz hiçbir şey bilmiyorduk...
YARIN bilecektik.
YARIN...

Yarın savaş başlayacaktı. Kahraman oğullar Vatan'ın müdafaasına atılacaktı. Yarın annelerin bekleme günleri başlayacaktı, babaların geceleri telefon sesine uyanacağı günler gelecekti. Herkesin gözü Ali Başkomutan'ın konuşmalarına dikilecekti. Yarın Azerbaycan bir kişi gibi ayağa kalkacaktı. Yarın 44 gün içinde bir milletin kaderi yeniden yazılacaktı.
26 Eylül'de bunların hiçbiri olmamıştı.
Biz hiçbir şey bilmiyorduk.
26 Eylül neydi?
Toprak bütünlüğümüze giden tarihin önceki günüydü. Şuşa'nın özgürlüğüne giden yolun bir gün öncesiydi. Kelbecer'in özgürlüğünün müjdesini verecek günün başlangıcıydı. Hankendi'ye dönüşün, Hocalı'nın özgürlüğünün, Ağdere'nin yeniden Azerbaycan haritasında görünmesinin gelecekte olduğu gündü. 30 yıl yurt hasreti çeken insanların intizarının bitmesinden önceki gündü. Bir neslin yıllarca içinde taşıdığı “Acaba biz Karabağ'a dönebilecek miyiz?” sorusunun henüz cevapsız kaldığı gündü. Karabağ'ın hatıra, hasret olduğu gündü.
26 Eylül'ün kendinden haberi yoktu. Kesin olan buydu.
O gün bilmiyordu ki, yarın onun adı tarihe düşecek, birkaç saat sonra Azerbaycan halkının hafızasında yeni bir takvim başlayacak. Bilmiyordu ki, “yarın” kelimesi bundan sonra önceki anlamında olmayacak. Yarından sonra “Karabağ” denince sadece hatıra dile gelmeyecekti, ZAFER konuşacaktı...

O gün Ali Başkomutan da susuyordu...
Bütün sorumluluğu omuzlarında taşıyan Ali Başkomutan o gün sakindi. Hiç kimse bilmiyordu ki, yarın verilecek karar milyonlarca insanın hayatının ritmini değiştirecek, Azerbaycan bir devlet olarak kendi tarihinin en ağır, ama en şerefli sınavlarından birine girecek. Çok garip değil mi, bazen tarih en büyük kararlarını sükutla bekler. 26 Eylül'ün sükutunda 27 Eylül'ün gürültüsü gizlenmişti.
YARIN...
Yarın şehirlerde bayraklar görünecekti. İnsanlar askerlere su, ekmek, elbise ve her türlü yardım götürmek için sıraya dizilecekti. Sosyal ağlarda “Azerbaycan askeri, yanındayız!” cümlesi milyonlarca insanı birleştirecekti. Bir halkın içinde yıllarca biriken acı bitecekti. Hafıza seferberliği Karabağ, Kelbecer, 30 yıllık hasretin hafızasıyla başlayacaktı.
26 Eylül'de...
Bir anne oğlunun yarın cepheye gideceğini bilmiyordu. Bir baba son kez oğlunun yüzüne baktığını bilmiyordu. Bir genç hayatının yönünün değişeceğini bilmiyordu. Bir çocuk babasını uzun süre görmeyeceğini bilmiyordu. Bir asker önündeki 44 günün ona neler getireceğini bilmiyordu. Son görüşü, son sohbeti olduğunu hiç kimse bilmiyordu.
Biz hiçbir şey bilmiyorduk.
Tarih ise biliyordu.

26 Eylül'ün yarınının içinde bir halk vardı...
Yarın bir halk kendine dönecekti. Yıllarca içimizde ağır yüke dönüşen mağlubiyet hissinin yerini gurur alacaktı. Kimliğimizi, dünyaya bakışımızı yarın değiştirecekti.
Yarın anlayacaktık ki, Vatan artık haritadaki renk değil, bir annenin göz yaşında, bir askerin omzunda, bir şehidin kanında, bir çocuğun hafızasında, bir bayrağın gölgesinde yaşayan mukaddes addır.
6 yıl sonra...
Bugün 26 Eylül 2026.
Bakü sokaklarında Formula 1 arabaları hızla ilerliyor. Nedense, bana öyle geliyor ki, o arabaların sesinde YARIN görünüyor. Ama bu kez biz yarının ne getirdiğini biliyoruz.
Biliyoruz ki, 27 Eylül 2020'de başlayan 44 günlük savaş Azerbaycan tarihinin büyük dönüm noktasına dönüştü. Şuşa'ya giden yol açıldı. Kelbecer'in, Laçın'ın, Cebrayıl'ın, Füzuli'nin, Zengilan'ın, Gubadlı'nın adı özgürlük haberleriyle birlikte anıldı.
Ama bir şeyi unutmamalıyız, unutmamalıyız ki, bütün bunlar 26 Eylül'de henüz gelecek idi.
Hayatın en büyük günleri her zaman büyük görünmez. En büyük tarihler bazen en sıradan sabahlarda başlar. Bence 26 Eylül'ün en büyük sırrı bundadır...
Biz bugün 26 Eylül'e, geriye bakıyoruz, o gün ise YARIN'a bakıyordu. Hikmete bak, Allah, Allah...
26 Eylül 2020 ve YARIN...
O günden yeni sabahlar devam ediyor. O günden beri her günü yeni sabah gibi karşılıyoruz. Bir sabah sıradan sabah olamıyor.