Öyle siyasetçiler var ki, ülkelerinde hükümetler değişir, savaşlar başlar ve biter, siyasi ittifaklar dağılır ama onlar görevlerini koruyabilirler. Lübnan parlamentosu başkanı Nebih Berri de böyle siyasi figürlerden biridir. O, 1992'den beri parlamentonun lideridir. N. Berri 34 yıldır Lübnan'ın siyasi sisteminin en etkili simalarından birine dönüşmüştür.
Modern.az sitesi “Meclis Başkanları” köşesinin bir sonraki yazısını sunuyor.
Hayatında dikkat çeken birçok nokta vardır. Nebih Berri bugün de Lübnan'ın iç siyasetinde, İsrail ile ilişkilerinde ve bölgesel diplomatik temaslarda önemli bir figür olmaya devam ediyor. Peki onun siyasi kariyerinin arkasında hangi olaylar yatıyor? Afrika'da doğan hukukçu nasıl oldu da Lübnan siyasetinin on yıllardır değişmeyen siması haline geldi?
Afrika'da doğan Lübnanlı siyasetçi
Nebih Mustafa Berri 1938'de Batı Afrika'da, Sierra Leone'nin başkenti Freetown şehrinde doğdu. Ailesi aslen Lübnan'ın güneyindeki Tıbnin köyündendir. Babası ticaretle uğraşıyordu ve aile daha iyi ekonomik imkanlar arayışı ile Afrika'ya göçmüştü.
Aile sonradan Lübnan'a döndü. Nebih Berri ilkokul ve orta öğrenimini Lübnan'da aldıktan sonra başkent Beyrut'ta bulunan Lübnan Üniversitesi Hukuk ve Siyasi Bilimler Fakültesi'nde eğitim gördü.
Resmi biyografisine göre, N. Berri 1963'te hukukçu olarak üniversiteyi bitirdi. Daha sonra Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde hukuk üzerine yüksek öğrenimine devam etti. Beyrut Barosu'na üye kabul edildi ve hukukçu Abdullah Lahud'un ofisinde çalışmaya başladı.
Berri'nin siyasi faaliyeti henüz öğrencilik yıllarında başladı. O, üniversite öğrencilerinin örgütlenmesinde yer aldı ve Lübnan Üniversite Öğrencileri Milli Birliği'ne başkanlık etti. O dönemde çeşitli siyasi konferanslara katılan N. Berri tedricen ülkenin kamu-siyasi hayatında tanınmaya başladı.
Ancak onu Lübnan'ın siyasi elitasına getiren temel faktör hukukçuluk faaliyeti değil, ülkede Şii cemaatinin siyasi temsilciliği uğruna mücadele ve bu mücadelenin önünde duran Musa es-Sadr'ın hareketi oldu.
Musa es-Sadr'ın kaybolması ve Berri'nin yükselişi
Nebih Berri'nin siyasi kariyerini anlamak için Lübnan'ın dini ve siyasi yapısını göz önünde bulundurmak gerekir. Ülkede çeşitli dini cemaatler tarihsel olarak iktidar paylaşımında yer almıştır. Bununla birlikte, Şii Müslümanlar uzun süre siyasi ve sosyal açıdan yeterince temsil edilmediklerini düşünüyorlardı.
Bu durumda Lübnan'ın Şii cemaatinin tanınmış dini liderlerinden Musa es-Sadr ön plana çıktı. O, Şiilerin haklarının savunulması, sosyal durumlarının iyileştirilmesi ve siyasi süreçlerde daha aktif yer alması uğruna mücadele ediyordu. Musa es-Sadr'ın etrafında toplananlar sonradan “Emel” hareketinin oluşumu için zemin hazırladılar.
Nebih Berri de bu siyasi çevreye katıldı. O, Musa es-Sadr'ın liderlik ettiği harekette çeşitli örgütsel, siyasi ve bilgilendirme konularıyla meşgul oldu. Bu bağlantı onun gelecekteki kariyerinde belirleyici rol oynadı.
1975'te Lübnan'da iç savaş başladı. Dini ve siyasi grupların çatışması ülkeyi uzun süreli bir krize sürükledi. Savaşın ilk yıllarında Şii siyasi hareketleri de kendi örgütsel ve askeri yapılarını güçlendiriyorlardı.
1978'de Musa es-Sadr Libya'nın Trablus şehrine ziyareti sırasında kayboldu. Onun akıbeti bugüne dek tam olarak aydınlatılmadı. “Emel” hareketi ve onun taraftarları es-Sadr'ın kaybolmasından dolayı Libya'nın o zamanki lideri Muammer Kaddafi'yi sorumlu tutuyorlardı.
Musa es-Sadr'ın kaybolması hareket içinde liderlik meselesini gündeme getirdi. 1980'de Nebih Berri “Emel” hareketinin lideri seçildi ve o zamandan beri örgütün lideri olarak kaldı.
İç savaşta sadece siyasetçi değildi

Nebih Berri Lübnan'ın 1975-1990 yılları arasında devam eden iç savaşının aktif katılımcılarından biri olmuştur.
“Emel” hareketi o dönemde Lübnan'ın Şii cemaatinin temel siyasi ve silahlı güçlerinden birine dönüşmüştü. Hareket İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki askeri varlığına karşı çıkıyor, aynı zamanda ülkenin diğer siyasi ve silahlı gruplarıyla mücadele ediyordu.
1984'te Nebih Berri ve liderlik ettiği güçler Lübnan'ın başkanı Emin Cemayel'in iktidarına karşı meydana gelen silahlı ayaklanmada yer aldılar. O dönemde ABD ve İsrail'in desteklediği siyasi kursa karşı çıkan güçler Beyrut'ta mevzilerini güçlendiriyorlardı. Berri ise bu süreçlerde sadece siyasi beyanatlarla değil, liderlik ettiği silahlı örgüt aracılığıyla da yer alıyordu.
Ancak “Emel”in savaş dönemindeki faaliyeti sadece İsrail'e karşı mücadeleden ibaret değildi. Hareketin Filistin örgütleriyle ilişkileri de kanlı çatışmalarla hatırlanıyor.
1985-1988 yılları arasında Lübnan'da “Kamplar Savaşı” adı verilen silahlı çatışmalar yaşandı. “Emel” savaşçıları Beyrut çevresindeki Filistin mülteci kamplarına saldırılarda ve onların kuşatılmasında yer alıyorlardı. Çatışmalar sırasında birçok insan hayatını kaybetti, yaralandı ve evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Bu olaylar Nebih Berri'nin biyografisinin tartışmalı taraflarındandır. Onun taraftarları İsrail'in müdahalesine karşı mücadelesini ön plana çıkarsalar da, “Emel”in Filistin mülteci kamplarına karşı operasyonları da tarihi bir gerçek olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Lübnan çatışmaları üzerine yapılan araştırmalarda bu çatışmaların arkasında sadece yerel rekabetin değil, Suriye, İran ve Filistin siyasi güçlerinin çıkarlarının da yattığı gösteriliyor. Suriye “Emel”i destekliyordu, İran ise Lübnan'ın Şii siyasi kampında başka önemli bir güç olan “Hizbullah”la yakın ilişkiler kurmuştu.
Nebih Berri bir yandan İsrail'e karşı direniş hareketinin lideri, diğer yandan ise Lübnan'ın iç savaşında başka silahlı gruplarla savaşmış siyasi liderdi.
Kaçırılan uçak, rehineler ve Berri'nin çelişkili rolü

Nebih Berri'nin adını uluslararası düzeyde gündeme getiren en dikkat çekici olaylardan biri 1985 yılının Haziran ayında meydana gelen TWA 847 sefer sayılı uçağın kaçırılmasıydı.
14 Haziran 1985'te Atina'dan Roma'ya uçan TWA havayolu şirketine ait uçak silahlı kişiler tarafından ele geçirildi. Uçakta 153 yolcu ve mürettebat üyesi vardı. Kaçıranlar uçağı defalarca Beyrut ve Cezayir arasında uçmaya zorladılar. Olay 17 gün sürdü.
ABD Federal Soruşturma Bürosu'nun verilerine göre, kaçıranlar İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce Lübnanlının serbest bırakılmasını talep ediyorlardı. Rehineler arasında ABD Deniz Kuvvetleri dalgıcı Robert Stethem de vardı. O, dövülerek öldürüldü ve cesedi Beyrut havaalanının uçuş pistine atıldı.
O zaman “Emel” hareketinin lideri olan Nebih Berri krizin temel katılımcılarından birine dönüştü.
“The Washington Post” gazetesinin haberine göre, Nebih Berri rehinelerin uçaktan çıkarılmasını kendisinin emrettiğini söyledi. O, kurtarma operasyonu sırasında kan dökülmesinden çekindiğini belirtti. Bununla birlikte, Berri silahlı kişilerin taleplerini destekliyor, İsrail hapishanelerinde tutulan Şiilerin serbest bırakılmasını rehinelerin serbest bırakılmasıyla ilişkilendiriyordu.
O dönemde N. Berri rehinelerin serbest bırakılmasına dair kararlarda taraf olduğunu açıkça belirtiyordu.
Olay sonucunda rehinelerin serbest bırakılmasıyla ilgili diplomatik süreçler Nebih Berri'nin uluslararası düzeyde tanınmasına neden oldu. Bununla birlikte, o kriz onun siyasi faaliyetinin en çelişkili epizotlarından biri olarak kalıyor: Berri hem müzakerelerde rol oynuyor, hem de rehineleri tutan silahlı grubun taleplerini savunuyordu.
Bakanlıktan parlamento liderliğine
Nebih Berri savaş yıllarında tedricen devlet idaresinde de görevler üstlenmeye başladı. 1984'te Reşid Kerami'nin liderlik ettiği hükümette adalet, su kaynakları ve elektrik enerjisi alanlarıyla ilgili bakanlık görevlerinde çalıştı. O dönemde Lübnan'ın güneyinin restorasyonu ve yeniden inşasıyla ilgili meseleler de onun faaliyet alanına dahildi.
1989'da Selim Hoss'un liderlik ettiği hükümette su kaynakları, konut ve kooperatifler alanında görevler üstlendi. 1990-1992 yılları arasında devlet bakanı olarak çalıştı. 1992'de ise güney meseleleri ve yeniden yapılanma yönünde devlet görevi taşıdı.
N. Berri'nin devlet idaresine geçişi Lübnan'ın iç savaştan çıkmaya çalıştığı döneme denk geliyordu. 1989'da imzalanan Taif anlaşması ülkenin siyasi sisteminin yeniden yapılandırılması ve savaşın sona erdirilmesi için temel çerçevelerden biri oldu.
1992'de savaştan sonraki ilk parlamento seçimleri yapıldı. 20 Ekim'de Nebih Berri parlamento başkanı seçildi. Böylece, bir zamanlar silahlı hareketin lideri olarak tanınan siyasetçi ülkenin temel devlet kurumlarından birine liderlik etmeye başladı.
Nebih Berri 1996, 2000, 2005, 2009, 2018 ve 2022 yıllarında da parlamento başkanı seçildi. 2022'de o, yedinci kez bu göreve seçilerek uzun süreli liderlerden biri olarak Lübnan siyasi tarihine geçti.
Onun bu kadar uzun süre görevde kalması sadece seçim sonuçlarıyla açıklanmıyor. Lübnan'ın siyasi sisteminde parlamento başkanlığı Şii Müslüman cemaatine ayrılan en yüksek devlet görevi olarak kabul ediliyor. Berri ise “Emel” hareketine liderliği, parlamentodaki siyasi dayanakları ve çeşitli güçlerle ilişkileri sayesinde bu mevkiyi koruyup sakladı.
Lübnan'ın siyasi sisteminde meclis başkanının özel yeri

Nebih Berri'nin uzun ömürlülüğünü anlamak için Lübnan'ın siyasi sisteminin özgünlüğünü de göz önünde bulundurmak gerekir.
Lübnan çok mezhepli bir devlettir. Ülkede temel siyasi görevler dini cemaatler arasında geleneksel olarak bölüşülür: başkan Maruni Hristiyan, başbakan Sünni Müslüman, parlamento başkanı ise Şii Müslüman olur.
Bu bölüşüm ülkenin çeşitli dini cemaatlerinin devlet idaresinde temsil edilmesini sağlamak amacını taşır. Ancak sistem siyasi kararların alınmasını zorlaştırabilir, partiler ve dini cemaatler arasında uzun süreli çatışmalara da zemin hazırlayabilir.
1989 Taif anlaşması iç savaştan sonra iktidar paylaşımının yeniden düzenlenmesinde önemli rol oynadı. Bu anlaşma başkanın yetkilerinin bir kısmının Bakanlar Kurulu'na devredilmesi ve siyasi sistemde mezhepler arası dengenin yenilenmesiyle sonuçlandı.
Nebih Berri o sistemin en etkili katılımcılarından birine dönüştü. Onun liderlik ettiği “Emel” hareketi Şii cemaatinin siyasi temsilciliğinde önemli bir yer tuttu. Parlamento başkanı olarak Berri yasama sürecine liderlik etmekle birlikte, hükümetlerin oluşturulması, başkanlık seçimleri ve siyasi anlaşmalar üzerine müzakerelerde de rol oynadı.
Berri'nin taraftarları onun tecrübesini ve siyasi diyalog imkanlarını vurgularlar. Eleştirenleri ise uzun süre aynı siyasi elitanın iktidarda kalmasının ülkenin yönetim problemlerinin derinleşmesine etki ettiğini belirtirler.
Bu tartışma özellikle 2019'da Lübnan'da başlayan kitlesel protestolar sırasında keskinleşti. Protestocular yolsuzluğa, mezhepçilik üzerine kurulmuş siyasi sisteme ve devlet idaresindeki problemlere karşı çıkıyorlardı. Berri de diğer uzun süreli siyasi liderlerle birlikte, protestocuların eleştiri hedeflerinden biriydi.
“Hizbullah”la önce düşman, sonra müttefik

Nebih Berri'nin siyasi biyografisindeki en ilginç noktalardan biri “Emel” hareketi ile “Hizbullah” arasındaki ilişkilerin değişmesidir.
Bugün her iki örgüt Lübnan'ın Şii siyasi kampında temel güçlerden sayılır ve bir dizi meselede birbirini destekler. Ancak onların ilişkileri her zaman böyle olmamıştır.
1980'li yıllarda “Emel” ve “Hizbullah” arasında silahlı çatışmalar yaşandı. Her iki örgüt Şii cemaatinin temsilciliğine iddia ediyor, ancak onların dış müttefikleri, siyasi yaklaşımları ve silahlı faaliyetle ilgili pozisyonları farklıydı.
Suriye “Emel” hareketine destek veriyordu, İran ise “Hizbullah”ın oluşumunda ve güçlenmesinde önemli rol oynuyordu. Bu nedenle Lübnan'daki Şii siyasi kampı bölgesel rekabetin de etkisine maruz kalıyordu.
Sonraki yıllarda ilişkiler değişti. “Emel” ve “Hizbullah” siyasi işbirliğine geçtiler ve parlamentoda bir dizi meselede ortak pozisyon almaya başladılar. Berri de “Hizbullah”la yakın ilişkileri sayesinde Lübnan'ın iç siyasi süreçlerinde ve bölgesel diplomaside önemli arabuluculardan biri olarak görev yaptı.
Bu yakınlık onun siyasi pozisyonunun temel dayanaklarından biri olsa da, eleştirenler Berri'nin “Hizbullah”ın silahlı yapısının korunmasına verdiği siyasi desteği tartışmalı buluyorlar.
2024'te Nebih Berri “Hizbullah” ve ABD arasında İsrail'le ateşkesin sağlanması için yürütülen müzakerelerde temel arabuluculardan biri olarak sunuluyordu.
10 çocuğu var, ama siyasi varis meselesi açık kalıyor

Lübnan siyasetinde siyasi liderlerin aile üyelerinin de devlet görevlerine ve parti liderliğine gelmesi yaygın bir gelenektir. Nebih Berri'nin kişisel hayatıyla ilgili dikkat çekici noktalardan biri de ailesinin büyük olmasıdır.
Nebih Berri'nin toplamda 10 çocuğu olduğu belirtiliyor. O, ilk eşi Leyla ile boşandı, ikinci eşi Randa ise kamuoyuna tanınan simalardan biridir.
Nebih Berri'nin çocuklarından hiçbirini kendisinin siyasi varisi olarak belirlemediği vurgulanıyor. Bu detay Lübnan siyasetinde aile ve siyasi miras ilişkileri açısından ilginçtir.
Berri 1980'den beri “Emel” hareketine liderlik ediyor. Onun uzun süreli liderliğinden sonra örgütün gelecekteki liderliğinin kime emanet edileceği meselesi siyasi gözlemciler için merak uyandırıyor.
Ekonomik kriz fonunda Berri'ye yönelen eleştiriler
Nebih Berri'nin siyasi kariyerinin diğer tartışmalı tarafı Lübnan'ın uzun süreli ekonomik krizi fonunda onun ve liderlik ettiği siyasi kampın rolüdür.
Lübnan 2019'dan itibaren ağır mali ve ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Milli paranın değer kaybetmesi, bankacılık sistemindeki problemler, devlet borcu ve sosyal durum ülkede kitlesel hoşnutsuzluğa neden oldu.
Yabancı medya Berri'nin maliye politikasına etki imkanlarını ayrıca vurguluyorlar. Onun yakın siyasi müttefiki Ali Hasan Halil 2014-2020 yılları arasında maliye bakanı oldu. Reuters'in yazdığına göre, Berri'nin o dönemden sonra maliye bakanı görevine gelen kişilerin seçilmesinde de önemli etkisi vardı.
Bununla birlikte, uzmanlar ülkenin problemlerini uzun yıllar boyunca oluşmuş maliye politikası, devlet idaresi, siyasi rekabet ve bölgesel çatışmalarla ilişkilendiriyorlar.
2026'da da gündemde
Nebih Berri'nin siyasi faaliyeti 2026'da da devam ediyor. Lübnan parlamentosu bu yılın Mayıs ayında yapılması planlanan seçimleri iki yıl süreyle erteledi ve bununla da parlamentonun görev süresi uzatıldı. Karar 128 milletvekilinden 76'sının desteğiyle kabul edildi.
Seçimlerin ertelenmesi İsrail'le “Hizbullah” arasında yeniden keskinleşen çatışma ve ülkedeki güvenlik durumu fonunda gerçekleşti.
A.Korkmaz