İsrail'de yapılan parlamento seçimlerinde Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ koalisyon bloğu 53 sandalye kazandı. Gadi Ayzenkot liderliğindeki muhalefetin “Değişim bloğu” ise 47 sandalye elde edebildi. Seçimlerin en dikkat çekici sonucu ise İsrail'deki Arap toplumunun yüksek seçmen katılımı ve tarihi başarısı oldu.
Modern.az haber veriyor ki, Türkiye'nin “Milliyet” gazetesi İsrail'de yaşayan Arapların siyasi konumunu, ülkenin 78 yıllık tarihindeki yerini ve son parlamento seçimlerinden sonra hükümetin kurulmasında oynayabilecekleri rolü araştırdı.
Seçim sonucuna göre, Arap partilerinin İsrail parlamentosundaki genel temsiliyeti 19'a yükseldi. Hiçbir siyasi bloğun hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğu elde edememesi, Arap partilerini olası koalisyon senaryolarında belirleyici bir aktöre dönüştürdü.
“İçerideki Araplar” kimlerdir?

İsrail devleti 78 yıl önce, 1948'de kurulduğunda bölge Yahudiler ve Araplar arasında paylaştırılmıştı. Ancak aynı yıl yaşanan savaştan sonra İsrail'in sınırları genişledi.
O dönemde yaklaşık 1,2 milyon Arap'ın yaşadığı İngiliz Filistin Mandası topraklarında büyük değişiklikler yaşandı. Arapların “Nakba” (Büyük Felaket) adını verdiği süreçte 700 binden fazla insan yaşadığı yerlerden göç etmek zorunda kaldı. İsrail'in genişleyen sınırları içinde kalan yaklaşık 150 bin Arap ise zamanla İsrail vatandaşlığı aldı.
Ancak Yahudi vatandaşlardan farklı olarak, bu nüfus 1966 yılına kadar, tam 18 yıl boyunca askeri yönetim ve olağanüstü hal rejimi altında yaşamaya mecbur edildi.
İsrail'in 1967'de Doğu Kudüs'ün kontrolünü ele geçirmesinden sonra, o bölgede yaşayan Araplar da bu sürece dahil oldular.
Bu tarihi süreçlerin sonucunda bugün İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 21'ini Araplar oluşturuyor. Söz konusu olan sayıları 2 milyona ulaşan İsrail vatandaşı Araplardır.
İsrailli Arapların önemli bir kısmını Sünni Müslümanlar oluştursa da, aralarında Hristiyanlar ve İsrail kimliğini daha güçlü benimseyen Dürziler de var.
Bu topluluk, Ürdün Nehri'nin batı yakasında, Gazze Şeridi'nde ve Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerle, ayrıca Ürdün, Lübnan ve Suriye gibi ülkelerdeki Filistin diasporasıyla derin tarihi, kültürel ve aile bağlarını koruyor.
İsrail hükümetinin belgelerinde ve ülke medyasında bu nüfus, genellikle “İsrailli Araplar” veya sadece “Araplar” olarak adlandırılır. Ancak bu terimler topluluğun tüm üyeleri tarafından kabul edilmiyor.
Vatandaşların önemli bir kısmı kendini “İsrail vatandaşı olan Filistinliler” olarak tanımlıyor. Diğer bir kısmı ise İsrail kimliğini tamamen reddederek sadece “Filistinli” ifadesini kullanıyor.
Filistinliler ve Arap dünyasının diğer temsilcileri ise 1948'den sonra İsrail'in sınırları içinde kalan bu nüfusu “İçerideki Araplar” veya “48 Arapları” olarak adlandırıyorlar.
İsrail'de Arap ailelerinin yarıdan fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yahudi aileleri arasında ise bu gösterge yaklaşık yüzde 20'dir.
Arap seçmenlerden rekor katılım
İsrail'de Arapları temsil eden siyasi partiler mevcut olsa da, Arap vatandaşlarının seçimlere ilgisinin düşük olması nedeniyle bu partiler 27 Ekim 2026 seçimlerine kadar parlamentoda en fazla 15 sandalye elde edebilmişlerdi.
Son seçimlerin henüz kesinleşmemiş sonuçları ise Arap partilerinin en az 19 sandalye kazandığını gösteriyor.
Uzmanlar, mevcut başbakan Binyamin Netanyahu'nun yeniden göreve gelmesini istemeyen Arap seçmenlerin bu kez daha aktif bir şekilde oy kullanmaya katıldıklarını düşünüyor.
Sonuçlar arasındaki farkın çok az olması nedeniyle hem Ayzenkot'un hem de Netanyahu'nun Arap partilerini önceki gibi göz ardı ederek siyasi kararlar vermesi zorlaştı.
İsrail parlamentosunda – Knesset'te uzun yıllar etkisiz kalan Arap partileri, bağımsız siyasi faaliyet gösterme sürecinde çok sayıda engelle karşılaştılar.
Zamanla Araplar hakim, büyükelçi ve belediye başkanı gibi görevlere gelseler de, kararların alınmasına etki etme imkanları sınırlı kaldı. Suç oranı ve altyapı sorunlarıyla ilgili şikayetler çoğu zaman göz ardı edildi, temsil edildikleri partiler ise koalisyon hükümetlerine dahil edilmedi.
Bu durum ilk kez 2021'de değişti. “Birleşik Arap Listesi” bloğu, belirli reformların uygulanması karşılığında Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştıran koalisyona katılarak tarihi bir adım attı.

Seçimler bitti, siyasi mücadele başladı
İsrail'de seçimler sona erse de, ülkenin siyasi geleceği hala belirsiz. Başbakan Binyamin Netanyahu iktidarda kalmanın yollarını ararken, rakibi, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Ayzenkot değişim vaadini hükümete dönüştürmeye çalışıyor.
Ancak seçim sonuçları İsrail'in derin siyasi ve toplumsal kutuplaşmayı ortadan kaldıramadığını gösteriyor. Üstelik, seçimlerin en dikkat çekici olayı olan Arap-Filistinli partilerin yükselişi de hükümet kurma krizini çözmeye yetmiyor.
İsrail'in önünde üç temel seçenek var: Arap partilerinin desteğiyle azınlık hükümetinin kurulması, Netanyahu ile rakiplerinin anlaşarak birlik hükümeti kurması veya ülkede yeniden seçimlerin yapılması.
Birinci seçenek giderek zorlaşıyor, diğer iki senaryo ise siyasi mücadelenin ana yönlerine dönüşüyor.
Netanyahu'nun planı
Netanyahu seçim gecesi sağcı müttefiklerine teşekkür etti ve “Siyonist çoğunluğun birleşmesinin önemini” belirtti.
Bu açıklama sadece seçimlerin değerlendirilmesi değil, aynı zamanda yeni dönemin siyasi stratejisinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Netanyahu bir yandan aşırı sağcı siyasetçiler Ben-Gvir ve Smotriç ile, ayrıca ultraortodoks partilerle ittifakı korumaya çalışıyor. Diğer yandan ise muhalefetteki sağ ve merkezci partilere kapıyı açık tutuyor.
Ancak Netanyahu'nun karşısındaki temel sorun, mevcut müttefikleriyle hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlayamamasıdır.
Bu nedenle Ayzenkot'un veya diğer muhalefet liderlerinden birinin konumunu değiştirmesi Netanyahu'nun iktidarda kalmasını sağlayabilecek seçeneklerden biri olarak kabul ediliyor.
Netanyahu'nun başka bir avantajı da var: yeni hükümet kurulana kadar o, geçici başbakan olarak faaliyetini sürdürecek.
Bu durum siyasi krizin uzamasını onun için mutlak bir kayba dönüştürmüyor.
Ayzenkot'un çıkmaz durumu
Gadi Ayzenkot seçim gecesi İsrail halkının değişim istediğini ve Netanyahu'nun görevden ayrılması gerektiğini belirtti.
Ancak seçimlerden sonra ortaya çıkan tablo, değişim hükümeti kurmanın kolay olmayacağını gösteriyor.
Ayzenkot'un seçeneklerinden biri Arap-Filistinli partilerin desteğiyle azınlık hükümeti kurmaktır. Ancak muhalefetin sağcı liderleri Naftali Bennett ve Avigdor Liberman, Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümete karşı olduklarını açıkladılar.
Böyle bir hükümetin kurulması için Mansur Abbas liderliğindeki RAAM partisinin aktif desteği, “Birleşik Liste”nin ise en azından hükümetin kurulmasına engel olmaması gerekiyor.
Bu formül sadece Arap partilerinin konumundan değil, aynı zamanda Netanyahu'ya karşı olan Yahudi partilerinin birlikte hareket edebilmesinden de bağlıdır.
Ayzenkot'un karşısındaki temel çelişki açıktır: Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırmak için Arap partilerine ihtiyacı var, ancak kendi siyasi müttefiklerinin bir kısmı onların desteğini kabul etmiyor.
Birlik hükümeti kurulacak mı?
İsrail'de giderek daha fazla tartışılan seçeneklerden biri Netanyahu'nun rakipleriyle aynı hükümette temsil edilmesidir.
Ancak bu, kolay görünmüyor.
Gadi Ayzenkot ve diğer muhalefet liderleri seçim kampanyası sırasında Netanyahu ile hükümet kurmayacaklarını beyan ettiler.
Özellikle başbakanlığın dönüşümlü olarak yürütülmesi formülünde Netanyahu'nun anlaşmayı bozabileceği ihtimali tartışılıyor. Böyle bir durumda muhalefetten hükümete katılan partiler hem başbakanlık postuna gelme imkanını, hem de seçmenlerinin güvenini kaybedebilirler.
Cumhurbaşkanı İshak Hersog'un taraflar arasında anlaşmayı teşvik etmesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın ise siyasi sürece müdahale etmesi ihtimaller arasında gösteriliyor.
Ancak bu yönde henüz somutlaşmış bir girişim yok.
Birlik hükümetiyle ilgili tartışmaların merkezinde bir soru yatıyor: İsrail'de birbirine güvenmeyen siyasi liderler, toplumdaki derin kutuplaşmayı ortadan kaldırarak ortak bir yönetim sistemi kurabilecekler mi?
Arap seçmenler: Biz de varız!
Seçimlerin en önemli olaylarından biri Arap-Filistinli seçmenlerin kitlesel bir şekilde oy kullanmaya katılması oldu.
Nasır, Ümmü'l-Fahm ve diğer Arap şehirlerinde seçmen katılımının artması, uzun süredir siyasetten uzaklaşan seçmenlerin yeniden temsil edilmek istediğini gösteriyor.
Bu yükselişin arkasında sadece Netanyahu'ya karşı olmak yatmadı.
Gazze savaşı, Ürdün Nehri'nin batı yakasında yerleşen Yahudi yerleşimcilerin şiddeti, aşırı sağcı bakanların Araplara karşı açıklamaları ve Filistin meselesi seçmenleri harekete geçiren temel faktörlerdendir.
Bununla birlikte, Arap toplumunda giderek artan organize suç, cinayetler, ekonomik eşitsizlik ve devlet hizmetleri alanındaki sorunlar da seçmen katılımına etki etmiştir.

Mansur Abbas liderliğindeki RAAM ile “Birleşik Liste” partileri arasında ciddi siyasi farklılıklar mevcuttur.
M. Abbas, Arap vatandaşlarının sorunlarına somut çözümler bulmak için hükümet süreçlerinde yer almayı savunuyor.
Seçimlerden sonra her iki blokla temasların olduğunu açıklaması, onun koalisyon görüşmelerine kapıyı kapatmadığını gösteriyor.
“Birleşik Liste” ise Netanyahu'nun yeniden iktidara gelmesini engellemek istiyor, ancak doğrudan hükümet ortağı olmaya daha ihtiyatlı yaklaşıyor.
Ahmed Tibi'nin seçim gecesi dile getirdiği “Ya Bibi, ya Tibi” ifadesi, Arap partilerinin yeni siyasi ağırlığını gösteren sembolik bir mesaj oldu.
Ancak burada İsrail siyasetinin temel çelişkilerinden biri kendini gösteriyor: Arap-Filistinli partiler parlamentoda güçleniyorlar, ama Yahudi partilerinin önemli bir kısmı onları meşru koalisyon ortağı olarak kabul etmek istemiyor.
İsrail'de seçimlerden sonra ortaya çıkan tablo, derin bir şekilde parçalanmış bir toplumu ve birbiriyle hükümet kurmak istemeyen siyasi liderleri ortaya koyuyor.
Netanyahu iktidarını korumaya çalışıyor, Ayzenkot değişim talebini siyasi çoğunluğa çevirmek istiyor. Arap-Filistinli partiler ise seçimlerde kazandıkları gücün siyasi kararların alınmasına etki etmesini talep ediyorlar.