Modern.az

Tehdit, caydırma ve güç gösterisi: İran'ın “ayak kırma” mesajı - ANALİZ

Tehdit, caydırma ve güç gösterisi: İran'ın “ayak kırma” mesajı - ANALİZ

Analitik

Bugün, 15:24

İran'ın dini liderinin uluslararası ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti'nin Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'a yönelik sert mesajı ve “Trump ve müttefiklerinin ayaklarını kıracağız” tehdidi, Tahran'ın “Trump Rotası” (TRIPP) projesine ilişkin tutumunu yeniden gündeme getirdi. Velayeti'nin açıklaması ilk bakışta Ermenistan hükümetine yönelik gibi görünse de, aslında daha geniş jeopolitik mesajlar içeriyor. Konu, ABD'nin Güney Kafkasya'daki artan rolü, İran'ın bölgesel etki potansiyeli ve yeni ulaşım-iletişim haritasının oluşumunun Tahran için yaratabileceği sonuçlardır.

Mesele şu ki, İran TRIPP'i sadece Azerbaycan'ın ana kısmı ile Nahçıvan arasında ulaşım bağlantısının kurulması olarak değerlendirmiyor. Tahran için bu proje aynı zamanda ABD'nin İran'ın kuzey sınırlarına yakın bölgede ekonomik, siyasi ve potansiyel stratejik pozisyonlar elde etme olasılığıyla da ilgilidir. Bu nedenle Velayeti'nin açıklamasını sadece diplomatik bir hoşnutsuzluk değil, İran'ın bölgesel çıkarlarını korumak için verdiği siyasi bir uyarı olarak da değerlendirmek mümkündür.

İran'ın temel endişesi nedir?

Öncelikle, İran'ın endişesinin arkasında ABD faktörü yatıyor. Resmi Washington'un Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecinde aktifleşmesi ve TRIPP projesinin uygulanmasında doğrudan yer alması Güney Kafkasya'da yeni bir jeopolitik durum oluşturuyor. Uzun yıllar bölgede ana etki alanına sahip aktörlerden biri olan Rusya'nın yanı sıra, ABD de süreçlerin önemli bir katılımcısı haline geliyor.

İran ise ABD'nin kendi sınırlarına yakın coğrafyada güçlenmesini ulusal güvenlik meselesi olarak kabul ediyor. Özellikle Tahran ile Washington arasındaki mevcut çatışma zemininde bu endişe daha da artıyor. İran için mesele sadece yeni bir yolun yapılması değil, aynı zamanda bu yolun hangi siyasi ve ekonomik mekanizmalarla yönetileceği, süreçte hangi ülkelerin yer alacağı ve gelecekte bu altyapının hangi amaçlar için kullanılabileceğidir.

Burada bir hukuki noktayı da belirtmek önemlidir. Ermenistan ile ABD arasında imzalanan TRIPP çerçeve anlaşmasında, Ermenistan'ın kendi toprakları üzerindeki egemenliğini, sınır ve gümrük kontrolünü, kolluk yetkilerini koruması tespit edilmiştir. Anlaşmada ABD'nin Ermenistan'da askeri güç konuşlandırması da öngörülmemektedir. Bununla birlikte, projenin yönetiminde ABD tarafının %74, Ermenistan'ın ise %26 paya sahip olacağı ortak bir şirketin kurulması öngörülmektedir. Ayrıca projenin ilk süresi 49 yıl olarak belirlenmiştir.

Görünüşe göre, İran'ın endişesi Ermenistan'ın egemenliğinin ihlal edilmesinden çok, ABD'nin bölgedeki uzun vadeli ekonomik katılımı, altyapı yönetimindeki rolü ve bölgedeki etki alanlarının genişlemesi gibi faktörlere dayanmaktadır.

Tahran neden Ermenistan'ı hedef alıyor?

Özellikle dikkat çekici noktalardan biri de Ali Ekber Velayeti'nin doğrudan Paşinyan'a hitap etmesidir. Çünkü İran Ermenistan'a sadece komşu bir devlet olarak değil, aynı zamanda Güney Kafkasya'da önemli bir siyasi ve jeostratejik ortak olarak bakıyor. İran uzun yıllar Ermenistan ile ilişkilerini korumaya, bu ülkenin bölgesel süreçlerde kendine yakın bir konumda kalmasına çalıştı.

Ancak Paşinyan hükümetinin son yıllarda Batı ile ilişkilerini genişletmesi, ABD ile güvenlik ve ekonomik işbirliğini artırması İran'ın bölgesel siyasetini etkiliyor. Ermenistan'ın Rusya ile ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar ve alternatif ortaklara yönelmesi de bu sürecin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Tahran, Ermenistan'ın Batı ile yakınlaşması sonucunda Güney Kafkasya'da ABD'nin pozisyonlarının güçlenebileceğini düşünüyor. Bu ise İran'ın Ermenistan'a ve bölgeye geleneksel etki alanlarının kısıtlanmasına yol açabilir.

Ancak burada başka bir nokta da dikkat çekiyor. Ermenistan'ın dış politikada Batı'ya yönelmesi sadece İran'ın çıkarlarına aykırı bir adım olarak değerlendirilemez. Resmi Erivan bunu kendi güvenlik imkanlarını çeşitlendirmek, ekonomik ilişkilerini genişletmek ve geleneksel müttefiklerinden bağımlılığını azaltmak açısından önemli görüyor. Böylece, Ermenistan'ın dış politika seçimi ile İran'ın bölgesel güvenlik yaklaşımı arasında çıkar çatışması ortaya çıkıyor.

Velayeti'nin Rusya'ya mesajı: Tahran Moskova'nın gölgesinde kalmak istemiyor

Açıklamanın en dikkat çekici kısımlarından biri, Velayeti'nin İran'ın Rusya ile veya Rusya'sız Güney Kafkasya'nın güvenliğini korumayı kendi sorumluluğu olarak gördüğünü belirtmesidir. Bu ifade öncelikle Tahran'ın bölgesel siyasette bağımsız bir aktör olarak hareket etme niyetini gösteriyor. İran, Güney Kafkasya'daki güvenlik meselelerinde kendi çıkarlarını korumak için Moskova'nın konumuna bağlı olmadığını söylemek istiyor.

Ancak bunu Rusya'ya karşı açık bir siyasi çatışma mesajı olarak değerlendirmek doğru olmazdı. Moskova ve Tahran çeşitli bölgesel meselelerde işbirliği yapsalar da, onların Güney Kafkasya ile ilgili tüm çıkarlarının örtüştüğünü söylemek doğru olmaz. Her iki ülke de bölgedeki etki alanlarını korumaya çalışıyor.

Rusya'nın Ukrayna savaşı zemininde dikkat ve kaynaklarının önemli bir kısmının başka yönlere kayması da Güney Kafkasya'daki jeopolitik durumu etkiledi. Böyle bir durumda ABD'nin aktifleşmesi, Türkiye'nin bölgesel rolünün artması ve İran'ın kendi çıkarlarını daha açık bir şekilde ifade etmesi yeni bir güç dengesinin oluşumu sürecini hızlandırıyor.

Velayeti'nin “Rusya ile veya Rusya'sız” ifadesi bu açıdan İran'ın kendisini bölgede bağımsız bir güvenlik aktörü olarak gösterme amacını taşıyor. Başka bir deyişle, Tahran Güney Kafkasya'nın geleceğinin sadece Moskova ve Washington arasında belirlenmesini istemiyor.

“Ayaklarını kıracağız” – politolojide bu tehdit nasıl açıklanır?

Velayeti'nin kullandığı “ayaklarını kıracağız” ifadesi daha sert bir diplomatik retorik ve açık tehdit niteliğinde bir açıklamadır. Siyasi açıdan bu tür açıklamaları sadece duygusal bir çıkış olarak değerlendirmek doğru değildir. Uluslararası ilişkiler teorisinde bu tür açıklamalar birkaç önemli kavram temelinde analiz edilir.

Öncelikle, bu, caydırıcılık diplomasisi (deterrence-red) ile ilişkilendirilebilir. Caydırıcılığın özü, karşı tarafa belirli bir adımı atması halinde ciddi sonuçlarla karşılaşacağını göstermektir. Devlet bu yolla rakibinin davranışını değiştirmeye, onu istenmeyen bir adımdan caydırmaya çalışır.

Velayeti'nin mesajının mantığı da şöyledir: ABD ve müttefikleri İran'ın belirlediği güvenlik sınırlarını aşmamalıdır, aksi takdirde resmi Tahran sert bir yanıt verebilir. Burada temel amaç mutlaka askeri bir çatışma başlatmak değil, karşı tarafın kararlarını etkilemektir.

İkinci kavram zorlayıcı diplomasidir (coercive diplomacy-red). Caydırıcılık daha çok karşı tarafın henüz atmadığı bir adımın önlenmesine yönelikken, zorlayıcı diplomasi zaten uygulanmakta olan veya kabul edilmiş bir kararın durdurulmasını veya değiştirilmesini hedefler.

Velayeti'nin Paşinyan hükümetini açıkça eleştirmesi ve TRIPP kararını Ermenistan'ın çıkarlarına aykırı bir adım olarak adlandırması bu yaklaşıma uygundur. Tahran sadece gelecekteki olası tehditleri önlemeye değil, Ermenistan'ın mevcut siyasi rotasını etkilemeye de çalışıyor.

Üçüncü önemli kavram “kırmızı çizgilerin” belirlenmesidir (red lines-red). Uluslararası ilişkilerde devletler belirli meseleleri ulusal güvenliklerinin dokunulmaz bir unsuru olarak sunarlar. İran'ın Zengezur yönünü dini liderliğin belirlediği “kırmızı çizgi” olarak adlandırması da bu yaklaşımın bir örneğidir.

Böyle bir açıklamanın iki temel amacı vardır: karşı tarafa hangi adımın kabul edilemez olduğunu bildirmek ve bu pozisyondan geri çekilmenin siyasi açıdan zor olacağını göstermek. Ancak burada temel mesele, ilan edilen “kırmızı çizginin” ne kadar inandırıcı olduğudur. Çünkü devletin sert bir açıklama yapması, henüz o açıklamayı askeri veya diğer somut adımlarla uygulamaya hazır olduğunu kanıtlamaz.

Velayeti'nin konuşmasını stratejik sinyal verme açısından da değerlendirmek mümkündür. Bu tür sinyaller sadece bir adrese gönderilmez. İran bu açıklamayla ABD'ye bölgesel konumunun dikkate alınmasını, Ermenistan'a Tahran ile ilişkilerde dikkatli davranmasını, Rusya'ya ise kendi bağımsız bölgesel iddialarını kabul etmesini iletmeye çalışıyor. Aynı zamanda, iç kamuoyuna da iktidarın ulusal çıkarlardan geri adım atmadığı mesajı veriliyor.

Bu açıdan “ayaklarını kıracağız” ifadesi sadece sert bir diplomatik retorik değil, aynı zamanda çok yönlü bir siyasi baskı aracıdır.

Ancak siyasette bu tür tehditlerin etkinliği sadece sertlikleriyle ölçülmez. Temel mesele tehdidin inandırıcılığı ile ilgilidir. Yani karşı taraf, İran'ın bu uyarısının arkasında gerçek siyasi, ekonomik ve askeri imkanların yattığına inanıyor mu? Resmi Tahran, ilan ettiği “kırmızı çizgi” ihlal edilirse hangi somut adımları atabilir?

Bu soruların cevabı açıklamanın gerçek ağırlığını belirler. Aksi takdirde, sert retorik siyasi bir baskı aracı olmanın yanı sıra, devletin kendisini ilan ettiği pozisyona bağlaması ve sonradan geri çekilme imkanlarının kısıtlanmasıyla da sonuçlanabilir. Uluslararası ilişkilerde buna tırmanma riski ve taahhüt tuzağı olarak yaklaşılır.

İran'ın açıklamalarında dikkat çekici çelişki

Ali Ekber Velayeti'nin açıklamasını daha ilginç kılan noktalardan biri, İran'ın son aylarda TRIPP ile ilgili yaptığı diğer açıklamalarla karşılaştırıldığında ortaya çıkıyor.

Şöyle ki, 17 Eylül'de İran'ın Ermenistan Büyükelçisi Halil Şirgolami, projenin Ermenistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar vermemesi, ABD'nin İran sınırı yakınında askeri varlığının oluşmaması şartları dahilinde Tahran'ın projeye itiraz etmeyebileceğini belirtmişti. Ayrıca İran'ın endişelerinin tartışılması için kurumsal mekanizmaların oluşturulmasını önermişti.

7 Ekim'de ise Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, İran'ın TRIPP sürecinde sergilenen şeffaflıktan ve projenin yaratabileceği ekonomik imkanlardan memnun olduğunu belirtmişti. 16 Ekim'de de o, İran'ın projeyle ilgili sorularına cevap verildiğini ve Tahran tarafının süreçten memnun kaldığını söylemişti.

Bunun ardından 5 Kasım'da Velayeti'nin bu kadar sert bir tutum sergilemesi dikkat çekiyor.

Bu farkı otomatik olarak İran yönetimi içinde bir bölünme veya fikir ayrılığı olarak görmek de tamamen doğru olmaz. Çünkü diplomatların müzakereler sırasında sergilediği pragmatik tutum ile siyasi liderliğe yakın üst düzey kişilerin caydırıcı nitelikteki açıklamaları farklı amaçlar taşıyabilir. Diğer yandan, Velayeti'nin konuşması resmi Tahran'ın projenin tüm siyasi ve jeopolitik sonuçlarını kabul ettiği anlamına gelmediğini gösteriyor.

Böylece, İran bir yandan Ermenistan ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini korumaya, diğer yandan ise TRIPP'in gelecekteki uygulanması üzerinde belirli bir etki ve kontrol imkanı elde etmeye çalışıyor.

Türkiye ve Azerbaycan faktörü: İran'ın bölgesel hesaplamaları

TRIPP etrafında oluşan jeopolitik manzarayı Türkiye ve Azerbaycan'ın çıkarlarını göz ardı ederek analiz etmek mümkün değildir. Projenin uygulanması Azerbaycan'ın ana kısmı ile Nahçıvan arasında doğrudan ulaşım bağlantısının kurulması, Türkiye'nin Güney Kafkasya ve Orta Asya yönünde ilişkilerinin genişlemesi açısından önemli bir anlam taşımaktadır.


Bu, aynı zamanda, Orta Koridor'un gelişimine, Hazar havzası ile Türkiye ve Avrupa arasında ulaşım imkanlarının genişlemesine zemin hazırlayabilir.

İran ise bölgede Türkiye'nin ekonomik ve jeopolitik etkisinin artmasını da kendi bölgesel hesaplamalarında dikkate alıyor. Bununla birlikte, Tahran'ın endişesini sadece Azerbaycan - Türkiye ilişkilerinin genişlemesiyle ilişkilendirmek doğru olmaz. Çünkü İran'ın Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerinde ekonomik işbirliği, sınır güvenliği ve bölgesel ulaşım ilişkilerinin gelişimi gibi ortak çıkarlar da mevcuttur.

Temel mesele bu çıkarların ABD'nin bölgedeki katılımıyla nasıl uzlaşacağıdır. Tahran için yeni ulaşım bağlantılarının açılması kendi başına mutlak bir tehdit değildir. Ancak bu sürecin İran'ın bölgesel rolünü kısıtlayabilecek jeopolitik bir mekanizmaya dönüşme olasılığı onun endişesini artırıyor.

Tahran ne kadar ileri gidebilir?

Velayeti'nin açıklamasından sonra ortaya çıkan temel sorulardan biri, İran'ın TRIPP'in uygulanmasına gerçek anlamda engel olma imkanlarının olup olmadığıdır. İran'ın bölgede önemli siyasi, ekonomik ve askeri kaynakları var. Ülke Ermenistan ile sınıra sahiptir, Azerbaycan ve Türkiye ile komşudur, ayrıca Güney Kafkasya'daki süreçleri etkilemek için çeşitli diplomatik ve ekonomik araçlardan yararlanabilir.

Bununla birlikte, İran'ın herhangi bir sert adım atmasının kendisi için de ciddi sonuçları olabilir. Böyle bir adım Ermenistan ile ilişkileri gerginleştirebilir, Azerbaycan ve Türkiye ile bölgesel ilişkilere olumsuz etki edebilir, ABD ile zaten karmaşık olan çatışmayı daha da derinleştirebilir.

Bu nedenle Velayeti'nin sözlerini yakın zamanda askeri müdahalenin anonsu olarak sunmak için bir neden yoktur. Mevcut aşamada bu açıklamayı siyasi caydırıcılık, baskı ve bölgesel aktörlere uyarı aracı olarak değerlendirmek daha esaslıdır.

İran'ın karşısında duran temel mesele de budur: bir yandan kendi ilan ettiği “kırmızı çizgileri” korumak, diğer yandan ise bölge ülkeleriyle ilişkileri öyle bir noktaya kadar gerginleştirmemek ki, sonuçta Tahran kendisi bölgesel süreçlerden izole olsun.

Son olarak belirtmek gerekir ki, Güney Kafkasya'da yeni jeopolitik aşamada bölgede ulaşım hatlarının açılması artık sadece ekonomik bir mesele değil, bu, büyük devletlerin etki alanlarının, güvenlik çıkarlarının ve gelecekteki bölgesel güç dengesinin belirlenmesi meselesine dönüşmüştür.

Facebook
Dəqiq xəbəri bizdən alın!
Keçid et
İrana dəhşətli hücum gözlənilir! - Tarix açıqlandı