Modern.az

Azerbaycan-Türkiye kardeşliğini sevmek azdır, onu korumak lazımdır - bir sonraki adım ne olacak?

Azerbaycan-Türkiye kardeşliğini sevmek azdır, onu korumak lazımdır - bir sonraki adım ne olacak?

Analitik

Bugün, 16:45

Bakü'nün uyarısından Ankara'nın açık tavrına kadar sosyal medyadaki karalama kampanyasına verilen cevaplar, kardeşliğin savunmasında önemli bir aşamadır. Ancak mesele sadece açıklamalarla bitmemelidir. Azerbaycan ve Türkiye, bu ilişkileri hedef alan koordineli bilgi saldırılarına karşı ortak, hukuki ve kurumsal bir mekanizma oluşturmalıdır.

Açıklamalardan önce ne oluyordu?

Bir aya yakındır ki, Türkiye'nin sosyal medya alanında Azerbaycan'a karşı önyargılı paylaşımlar, asılsız iddialar ve karalama girişimleri tartışılıyor. Ayrı ayrı hesapların paylaştığı fikirler zamanla daha geniş bir kitleye yayıldı, iki kardeş ülkenin ilişkileri hakkında şüpheler kamuoyunu yanıltmaya yönelik tartışmalara dönüştü.

Azerbaycan tarafı konuya resmi itirazını bildirdi: Milli Meclis'in Dış Müdahalelere ve Hibrit Tehditlere Karşı Geçici Komisyonu konuya ilişkin açıklama yaptı.

Ardından Medya ve Yayın Kurulu bir bildiri yayınladı. Türkiye'de ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi tavrını açıkladı. Türkiye'nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu da bu konuya ilişkin açıklama yaptı.

Tüm açıklamalarda bu tür eylemlerin kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Böylece, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini hedef alan kampanyaya karşı her iki taraftan da resmi düzeyde bir tavır ortaya konuldu. Elbette ki bu önemlidir. Ancak mesele bununla bitmiyor. Çünkü burada sadece sosyal medyada birilerinin birilerine karşı yazdığı sözlerden bahsedilmiyor. Konu, iki devletin stratejik müttefikliği, milyonlarca insanın manevi bağlılığı, Güney Kafkasya'dan Orta Asya'ya uzanan siyasi gelecektir. Azerbaycan-Türkiye kardeşliğine karşı çıkanlara verilen en güçlü cevap, iki halkın birbirine olan inancını korumak, bu inancı hukuki ve kurumsal güvencelerle pekiştirmektir.

Bilgi manipülasyonu nasıl işler?

Bilgi savaşının bir özelliği var: her zaman açık düşmanlıkla başlamaz. Bazen sıradan bir soru, bağlamından çıkarılmış bir görüntü, duygusal bir başlık, kendini tarafsız gösteren bir hesap aracılığıyla toplumun düşüncesine girer.

Önce insanın dikkati çekilir. Sonra onun duygusu harekete geçirilir. Daha sonra o duygudan ilişkiler hakkında sonuç çıkarmak için kullanılır.

Bir süre sonra tartışmanın ilk nedeni unutulur, tartışmanın kendisi gündeme dönüşür. İnsanlar gerçekleri unutup birbirlerine karşı hislerini tartışmaya başlarlar.

Azerbaycan ve Türkiye arasında son haftalarda gözlemlenen sosyal medya geriliminin tehlikeli tarafı da buydu.

Mesele eleştiri ve memnuniyetsizliği düşmanlık olarak değerlendirmek değildi. Azerbaycan ve Türkiye iki egemen devlettir. Onların vatandaşları çeşitli konularda farklı düşünebilir, hükümetlerin kararlarını eleştirebilir, kamuoyu tartışmalarında birbirlerine itiraz edebilirler. İlişkilerin sağlığı tüm fikirlerin aynı olmasıyla ölçülmez.

Ancak gerçeklerin doğrulanmadan yayılması, sahte hesapların kamuoyunu yönlendirmesi, milli kimliğin hakaret konusu haline getirilmesi ve iki halk arasında kasıtlı olarak düşmanlık yaratılması tamamen başka bir meseledir.

Eleştiri ile karalama arasında bir sınır vardır. Eleştiri gerçeklere dayanır, karalama ise gerçeklerin yerine şüpheyi koyar.

Bir devletin siyasetini tartışmak mümkündür. Bir halkı bütünüyle hedef almak ise tartışma kültüründen çok uzaktır.

Milli Meclis komisyonu neyi açıkladı?

26 Eylül'de Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Dış Müdahalelere ve Hibrit Tehditlere Karşı Geçici Komisyonu, Türkiye topraklarından sosyal medya platformları aracılığıyla Azerbaycan aleyhine yürütülen bilgi kampanyasını kendi yetkileri çerçevesinde araştırdığını bildirdi.

Komisyonun açıklamasında, kampanyanın belirli merkezler tarafından başlatıldığı, amacının Azerbaycan-Türkiye dostluk, kardeşlik ve müttefiklik ilişkilerini hedef almakla birlikte, kamuoyunu yanıltmak, vatandaşlarda devlete ve onun kurumlarına güvensizlik yaratmak, toplumda kutuplaşmayı derinleştirmek olduğu belirtildi.

Daha önemli noktalardan biri kampanyanın yürütülme yöntemiyle ilgiliydi. Komisyonun bilgisine göre, paylaşımlar hedefli reklamlar, gerçek ve sahte sosyal medya hesapları aracılığıyla koordineli bir şekilde yayılıyordu.

Komisyon, kampanya katılımcıları hakkındaki bilgilerin Azerbaycan'ın ilgili devlet kurumlarına sunulacağını da açıkladı. Aynı zamanda, Azerbaycan ve Türkiye toplumlarını sahte bilgilere inanmamaya çağırdı.

Bu açıklamanın siyasi anlamı açıktır. Azerbaycan tarafı yaşananları ayrı ayrı kullanıcıların duygusal tartışması olarak değil, araştırılması gereken koordineli bir bilgi faaliyeti olarak değerlendiriyordu.

Ancak burada önemli bir ilke de korunmalıdır. Kampanyanın organizatörlerinin kimliği, belirli hesapların hangi merkezlere bağlılığı ve olası dış bağlantılar kanıtlar temelinde belirlenmelidir. Bu yaklaşım Azerbaycan devletinin konumunu zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Çünkü gerçeği savunan tarafın kendisi de gerçeklerin doğruluğuna sadık kalmalıdır.

Medya ve Yayın Kurulu'nun uyarısı

26 Eylül'de Medya ve Yayın Kurulu da Türkiye'nin medya alanında, özellikle sosyal ağlarda yayılan paylaşımlarla ilgili bir bildiri yayınladı.

Kurul, Azerbaycan-Türkiye kardeşlik ilişkilerine zarar vermeye ve kamuoyunda bu ilişkiler hakkında olumsuz bir algı yaratmaya yönelik asılsız iddiaların kitlesel hale gelmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.

Açıklamada, bu tür paylaşımların ayrı ayrı kişilerin tesadüfi girişimleri olmadığı, belirli bir koordinasyon ve tek bir yaklaşım temelinde yürütülen amaçlı bir kampanyanın parçası olduğu belirtildi. Kurul, bu faaliyetlerin Türkiye mevzuatının gerekliliklerine aykırı olabileceğine dikkat çekti.

Daha somut bir nokta da vardı. Azerbaycan tarafı, kampanyanın organizatörleri ve uygulayıcılarının ülkeye girişinin kısıtlanması olasılığını dışlamıyordu. Bu açıklamayı memnuniyetsizliğin bir ifadesi olarak kabul etmek çok yanlış olurdu. Aslında açıklamanın arkasında olası hukuki ve idari tedbirlerin tartışmaya açılması yatıyordu. Zira devletlerin işi sadece yanlış bilgileri yalanlamakla sınırlı değildir. Güvenilir bir bilgi ortamının korunması da önemlidir.

Ankara ne dedi? Türkiye'nin resmi tutumu neden önemlidir?

9 Ekim'de Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini hedef alan paylaşımlarla ilgili bir açıklama yayınladı.

Merkezin açıklamasında, bazı uluslararası medya organlarında ve sosyal ağlarda iki ülke arasındaki sağlam ilişkileri, stratejik müttefikliği ve “Tek millet, iki devlet” ilkesini hedef alan önyargılı ve amaçlı materyallerin tespit edildiği belirtildi.

DMM, bu tür paylaşımları iki dost ve kardeş ülke arasındaki köklü ilişkilere zarar vermeye, bölgesel barış ve istikrarı bozmaya yönelik bilgi manipülasyonu olarak değerlendirdi.

Açıklamada, Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak tarih, kültür ve sarsılmaz kardeşlik temelleri üzerine kurulan ilişkilerini tüm alanlarda sürdürdüğü vurgulandı. Ayrıca kamuoyu, psikolojik savaş amacı taşıyan materyallere inanmamaya ve sadece resmi kurumların açıklamalarını dikkate almaya çağrıldı.

Bu tutum önemlidir. Çünkü Türkiye tarafı meseleyi sadece Azerbaycan'a yönelik bir memnuniyetsizlik olarak sunmadı. Dezenformasyonun hedeflerinden birinin iki ülke arasındaki stratejik müttefiklik ve bölgesel istikrar olduğunu açıkça vurguladı.

Başka bir deyişle, Ankara, Azerbaycan-Türkiye ilişkileri hakkında kamuoyunu manipüle etme girişimlerinin ilişkilerin özünü değiştiremeyeceği mesajını verdi.

Kürşad Zorlu: “Hiçbir provokasyon amacına ulaşamayacak”

10 Ekim'de Türkiye'nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu da Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini zayıflatmaya yönelik paylaşımlardan duyduğu endişeyi dile getirdi.

Zorlu, Türk dünyasının birliğini ifade eden ortak değerlerin ve kültürel bağların Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ve işbirliğinin temelini oluşturduğunu belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin bugünkü seviyeye kolayca ulaşmadığını, bu yolda ciddi zorluklar yaşandığını ve fedakarlıklar yapıldığını vurguladı.

Zorlu'nun tutumunda dikkat çeken başka bir nokta da vardı. Karşılıklı eleştiriyi inkar etmedi. Tarafların birbirini eleştirebileceğini, eksiklikleri dile getirebileceğini ve devlet kurumlarının da bunu en yüksek seviyede karşılıklı olarak yaptığını belirtti. Ancak onları birleştiren büyük ideal her şeyden üstün tutulmalıdır. Onun temel mesajı şuydu ki, bu inanç ve sorumlulukla hareket edildiğinde hiçbir provokasyon amacına ulaşamayacaktır. Zorlu'nun açıklaması tam da bu açıdan önemlidir. Bu yaklaşım, Türk dünyasının geleceğini düşünen herkes için stratejik bir ilkedir.

Peki neden bu cevaplar daha erken verilmedi?

Bu soruya cevap çok önemlidir. Bilgi savaşında zamanın bilginin kendisinden daha önemli olduğunu unutmamak gerekir. Sahte bir iddia ilk yayıldığında onu yalanlamak bir meseledir, binlerce insanın o iddiayı paylaşmasından sonra gerçeği açıklamak ise başka bir mesele.

İlk aşamada yanlış bilgiyi kaynağında durdurmak mümkündür. Sonraki aşamada ise onun yarattığı duyguyu, şüpheyi ve karşılıklı güvensizliği ortadan kaldırmak gerekir ki, bu da çoğu zaman zor olur.

Sosyal ağlarda önyargılı paylaşımlar günlerce yayıldıktan sonra resmi açıklamaların gelmesi, doğal olarak, bir soru yaratır: neden bu tür kampanyalara operatif tepki veren ortak bir mekanizma önceden mevcut değil?

Doğrudur, resmi açıklamaların yapılması gecikmiş olsa bile, bu açıklamaların kendisini önemsiz saymak olmaz. Her iki tarafın da tutum bildirmesi, bilgi kampanyasına karşı ortak bir siyasi ve kurumsal duruş sergiledi. Ancak açıklamaların sayısı ile sorunun çözümünü eşitlemek mümkün değildir. Eğer bir kampanya koordineli bir şekilde yürütülüyorsa, ona karşı cevap da koordineli olmalıdır. Eğer sahte hesaplar, hedefli reklamlar ve manipülatif materyaller kullanılıyorsa, cevap siyasi açıklamalarla sınırlı kalmamalıdır.

Azerbaycan ve Türkiye arasında bilgi güvenliği konusunda işbirliğinin günlük işleyen, operatif ve sonucu ölçülebilen bir mekanizmaya dönüşmesi zorunludur.

 

Kardeşliği hedef alanların hesabı nedir?

Bu konuya açıklık getirmeden önce öncelikle bir noktayı kabul etmeliyiz. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin bölgesel ve uluslararası ağırlığını unutmamalıyız.

Şuşa Beyannamesi ile en yüksek müttefiklik seviyesine yükselmiş ilişkiler, savunma, güvenlik, siyasi koordinasyon ve diğer stratejik alanlarda işbirliği için önemli bir çerçeve oluşturmuştur. İki ülkenin ortak tutumu Güney Kafkasya'da güç dengesine, ulaşım ve enerji rotalarına, Türk Devletleri Teşkilatı'nın perspektifine etki etmektedir.

Böyle bir ilişkinin zayıflamasının sonuçlarını sadece Bakü ve Ankara'nın olası kayıplarıyla sınırlamak ciddi bir yanlıştır. Bu ilişkiler, bölgede farklı jeopolitik çıkarları olan aktörlerin de dikkat merkezindedir.

Azerbaycan ile Türkiye'nin birbirine olan güveni azaldıkça, onların ortak karar vermesi zorlaşır. Ortak projelere kamuoyu desteği zayıflayabilir, bölgesel konularda koordinasyon imkanları kısıtlanabilir. En önemlisi, iki ülkenin birliğini kendi geleceğinin güvencesi sayan insanlar arasında şüphe oluşabilir.

Demek ki, kardeşliği hedef alan bilgi saldırısının sonuçları sosyal ağlarda tartışma yaratmakla sınırlı kalmayabilir. Bu tür saldırılar stratejik güveni sarsabilir.

Ancak burada analiz gerektiren başka bir nokta da var. Belirli bir kampanyanın arkasında hangi devletin, örgütün veya siyasi merkezin durduğunu kanıtsız bir şekilde ilan etmek inandırıcı görünmez. Azerbaycan ve Türkiye yetkililerinin açıklamaları kampanyanın koordineli karakterine dikkat çekiyor, ancak bu, otomatik olarak herhangi bir dış devletin veya gücün o kampanyayı yönettiğini kanıtlamaz. Bunu ayırt etmek önemlidir. Çünkü biz bilgi manipülasyonuna karşı mücadele ediyorsak, kendimiz de kanıt ile ihtimal arasındaki sınırı korumalıyız.

Fars şovenizmi, Rusya'nın jeopolitik çıkarları ve Ermeni revanşizmi: kim kazanır?

Güney Kafkasya'da Azerbaycan-Türkiye birliğinin güçlenmesini kendi çıkarlarına uygun görmeyen siyasi çevrelerin varlığı sır değildir. Ancak bu çevrelerin çıkarlarını analiz etmek başka, belirli bir sosyal medya kampanyasını onların organize ettiğini iddia etmek başkadır.

İran içinde Fars şovenizmi üzerine kurulan, Azerbaycan Türklerinin milli kimliğine ve Türk dünyası ile ilişkilerine şüpheyle yaklaşan ideolojik çevreler mevcuttur. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin güçlenmesi bu çevrelerin tercih ettiği siyasi tasavvurlarla çelişmektedir.

Rusya'nın Güney Kafkasya politikasına gelince, Moskova'nın bölgedeki nüfuzunu koruma çıkarı ile Azerbaycan ve Türkiye'nin bağımsız stratejik işbirliğinin genişlemesi arasında zaman zaman çelişki yaşanabilir. Rusya bilgi alanında Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine şüphe düşüren materyallerin varlığı da bu bağlamda araştırılmalıdır.

Ermenistan'da ise Azerbaycan'la barış sürecine karşı çıkan, geçmiş çatışma gerçeklerinin değişmesini kabul etmek istemeyen revanşist siyasi çevreler var. Azerbaycan-Türkiye müttefikliğinin zayıflaması bu tür çevrelerin çıkarlarına uygun sonuçlar yaratabilir.

Burada temel fikir şudur ki, kim olursa olsun, Azerbaycan ile Türkiye'nin ilişkilerinin bozulmasından siyasi ve jeopolitik fayda sağlayabileceğini düşünen her bir güç bilmelidir ki, bu ilişkilerin kaderi sosyal ağlardaki hakaretlerle çözülmez.

Bu ideolojik yaklaşımlar ve jeopolitik çıkarlar analiz edilebilir, ancak onların varlığı belirli bir kampanyanın organizatörlerini belirlemek için yeterli kanıt değildir.

Kardeşliği savunurken duygusal düşman imajı yaratmak yerine, gerçekleri ortaya çıkarmak gerekir.

Filistin meselesi: kardeşlik farklı pozisyonlara tahammül etmeyi başarmalıdır

Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine dair tartışmalarda bazen Filistin ve İsrail meselesi de gündeme getirilir. Bu konu iki ülkenin dış politikasının farklı hassasiyetlerini anlamak açısından önemlidir.

Azerbaycan, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını ve Filistin'in toprak bütünlüğünü destekleyen bir tutum sergiliyor. Aynı zamanda, Azerbaycan İsrail ile diplomatik ilişkiler sürdürüyor. Türkiye'nin İsrail-Filistin çatışmasına yaklaşımı ise kendi siyasi öncelikleri, kamuoyu hassasiyetleri ve bölgesel hesaplamaları ile şekilleniyor. Bu farklılıkları kardeşliğin sınavına dönüştürmek hiçbir tarafa fayda getirmez.

Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkilerini Türkiye'ye karşı bir adım olarak sunmak ne kadar yanlış olursa, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutumunu Azerbaycan'a karşı bir tutum olarak yorumlamak da o kadar yanlıştır.

Devletler tüm uluslararası meselelerde aynı pozisyonda durmak zorunda değillerdir. Müttefiklik, her uluslararası meselede aynı fikirde olmak anlamına gelmez.

Kardeşlik öyle bir manevi olgunluk gerektirir ki, taraflar birbirinin tüm kararlarını beğenmeseler de, birbirinin devletçilik çıkarlarını anlamaya çalışsınlar.

Azerbaycan, Türkiye'nin herhangi bir bölgesel meselede farklı bir tutum sergilemesini otomatik olarak Azerbaycan'a karşı bir adım olarak saymaz. Türkiye de Azerbaycan'ın çeşitli devletlerle ilişkilerini kendine karşı siyasi bir seçim olarak değerlendirmemelidir. Bu yaklaşım stratejik düşüncedir.

Şuşa Beyannamesi sorumluluktur

Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin hukuki ve siyasi esaslarından bahsederken Şuşa Beyannamesi'ni hatırlamamak mümkün değildir. 15 Haziran 2021'de imzalanan bu belge, iki ülkenin müttefiklik ilişkilerini resmileştiren önemli bir tarihi aşamadır. Anlamı sadece savunma ve güvenlik alanında işbirliğinden ibaret değildir. Beyanname karşılıklı destek, siyasi koordinasyon ve ortak stratejik bakışın önemini de ifade eder.

Bu ilişkilerin aleyhine olanlar için en rahatsız edici nokta da budur: Azerbaycan ve Türkiye sadece tarihi yakınlığı olan ülkeler değil, ortak çıkarlarını siyasi ve hukuki çerçeveye oturtmuş müttefiklerdir.

Bu belgenin siyasi ruhu, günlük iletişim, bilgi güvenliği ve kamu diplomasisi alanlarında da somut işbirliği ile tamamlanmalıdır.

İki ülkenin müttefikliği devletlerarası belgelerde yaşıyorsa, onun kamusal dayanakları da korunmalıdır. Bu dayanakların adı güven, karşılıklı saygı ve sorumlu bilgi ortamıdır.

Azerbaycan ve Türkiye kardeşliği korumak için tek bir belge imzalamalıdır
Son olayların yarattığı sorun, yeni bir siyasi açıklamayla tamamen çözülmüş sayılamaz. Ortak bir faaliyet mekanizmasının oluşturulması önemlidir.

Azerbaycan ve Türkiye arasında bilgi güvenliği ve stratejik iletişim konusunda ayrı bir ikili belge hazırlanması uygun olacaktır. Bu belge, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlamalı, dezenformasyonla mücadelede yetkileri, prosedürleri ve karşılıklı yükümlülükleri netleştirmelidir.

Böyle bir belge en azından aşağıdaki yönleri kapsayabilir.

Operatif bir uyarı mekanizması olmalıdır. İki ülkenin ilgili devlet kurumları, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini hedef alan koordineli sahte bilgiler hakkında birbirlerini derhal bilgilendirmelidir. Bunun için daimi bir koordinasyon grubu ve operatif bir iletişim kanalı oluşturulmalıdır.

Ortak bir gerçek kontrol sistemi kurulmalıdır. Kamuoyunda hızla yayılan iddialar üzerinde her iki tarafın bilgileri kontrol etmesine, ilk gerçekleri karşılaştırmasına ve gerektiğinde aynı anda açıklama yapmasına olanak tanıyan bir mekanizma kurulmalıdır.

Burada hukuki işbirliği de çok önemli elementlerden biridir. Sahte hesaplar, koordineli hakaret kampanyaları, hedefli manipülasyon ve kanun ihlalleri ile ilgili materyaller ilgili devlet kurumlarına sunulmalıdır. Araştırmalar milli mevzuat ve hukuki yardım prosedürleri çerçevesinde yapılmalıdır. Kanun ihlali kanıtlandığında mevzuatta öngörülen sorumluluk mekanizması devreye girmelidir.

Medya ve dijital platformlarla işbirliği de sadece kağıt üzerinde kalmamalıdır. Azerbaycan ve Türkiye'nin ilgili kurumlarının medya, gerçek kontrol kuruluşları ve dijital platformlarla ilişkileri güçlendirilmelidir. Sahte hesapların, koordineli reklamların ve manipülatif içeriklerin tespit edilmesi için deneyim alışverişi yapılmalıdır.

Kriz zamanında tek bir iletişim sistemi devreye girmelidir. İki ülke arasında hassas bir konu gündeme geldiğinde kamuoyunun sorularını yanıtlayan, resmi bilgileri zamanında sunan ve yanlış bilgileri yalanlayan ortak bir iletişim prosedürü olmalıdır.

En önemli nokta ise vatandaşların korunmasıdır. Bu mekanizma hükümetleri eleştiren kişilerin susturulması için değil, koordineli dezenformasyonun ve kanun ihlallerinin önlenmesi için çalışmalıdır. Fikir özgürlüğü ile kasıtlı olarak yayılan sahte bilgi arasında hukuki sınır açıkça belirlenmelidir.

Böyle bir belge, iki halkın tüm konularda aynı fikirde olmasını gerektirmemelidir. Amaç, fikir ayrılıklarını kullanarak kardeşliği yıkmaya çalışan kampanyaların karşısında dayanıklı bir savunma sistemi oluşturmaktır. Kardeşlik duygusal anlarda hisle yaşayabilir, ama büyük jeopolitik baskılar karşısında hissin yanında mekanizmaya da ihtiyaç vardır.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın geleceği de bu ilişkilerden geçiyor

Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini ikili ilişkiler çerçevesinde değerlendirmek doğru olmaz. Bu ilişkiler Türk devletleri arasında işbirliğinin temel sütunlarından biridir.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın perspektifi, ekonomik entegrasyondan ulaşım bağlantılarına, enerji güvenliğinden ortak kültürel ve bilgi alanına kadar geniş alanları kapsamaktadır.

Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri hakkında sosyal ağlarda yayılan asılsız iddiaların siyasi krize dönüşme olasılığı, Türk dünyasının bilgi güvenliği için de bir uyarıdır.

Hayal edelim ki, yarın aynı yöntemlerle Kazakistan ile Özbekistan, Kırgızistan ile Azerbaycan, Türkiye ile başka bir Türk devleti arasında güven krizi yaratmaya çalışıyorlar. Her defasında taraflar olay büyüdükten sonra açıklama yapmak zorunda mı kalacaklar? Yoksa Türk devletleri ortak bilgi alanını korumak için önleyici bir mekanizma mı kuracaklar? Bu konuya kesin bir açıklık getirmek, teşkilatın gelecekteki gücünü belirleyebilir.

Türk dünyasının birliği zirve toplantılarında çekilen fotoğraflardan, imzalanan belgelerden ve dile getirilen sloganlardan ibaret olmamalıdır. Bu birlik günlük hayatta, bilgi ortamında, ekonomik işbirliğinde ve karşılıklı güvende hissedilmelidir.

En önemli cevabı kim verdi?

Bu olaylarda bir nokta özellikle dikkat çekiyor: sosyal ağlardaki tartışmalar tüm Azerbaycan ve Türkiye vatandaşlarının birbirine olan ilişkisini yansıtmıyor. Farklı fikirler dile getirildi, memnuniyetsizlikler oldu, bazen sert sözler yazıldı. Ancak milyonlarca insanın birbirine olan ilişkisini ayrı ayrı hesapların paylaştığı iddialarla ölçmek imkansızdır. Çünkü Azerbaycan-Türkiye ilişkileri bir günlük siyasi olayın ürünü değildir.

Bu ilişkilerin arkasında tarihi hafıza, aile bağları, ortak dil, kültür, zor günlerde gösterilen destek ve geleceğe dair ortak umutlar yatıyor.

Anlamak gerekir ki, Azerbaycanlı için Türkiye hiçbir zaman haritadaki komşu devlet olmamıştır. Türkiyeli için Azerbaycan sıradan bir dost ülke olmamıştır. Bu yakınlığın siyasi içeriği olduğu gibi, insani içeriği de vardır. Hatta insani içeriği ebedidir.

Bu yakınlık ise büyük sorumluluk yaratır. İnsanlar birbirini ne kadar çok severlerse, onların arasına şüphe düşürmek isteyenlerin de kullanabileceği duygusal zemin o kadar hassas olur.

Bu nedenle Azerbaycan ve Türkiye vatandaşları birbirine karşı yayılan her iddiayı kontrol etmeli, doğrulanmamış bilgiyi gerçek gibi paylaşmamalı, devletlerin çıkarlarını ayrı ayrı sosyal medya hesaplarının duygularından ayırmayı başarmalıdırlar.

Her bir vatandaşın üzerine düşen sorumluluk vardır. Çünkü bazen bir paylaşımın arkasında kimin durduğunu bilmiyoruz, ama onun yarattığı sonucu kendi çevremizde görebiliyoruz. Bir cümle ilişkileri iyileştirebilir, bir yalan ise insanların yıllarca kurduğu güveni zedeleyebilir.

Kardeşlik sadece sevilmemeli, korunmalıdır

Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerini hedef alan son bilgi kampanyası bir gerçeği yeniden gösterdi: stratejik müttefiklik ne kadar güçlü olursa olsun, bilgi alanında oluşan boşluklar dikkatsiz bırakılamaz.

Milli Meclis'in Dış Müdahalelere ve Hibrit Tehditlere Karşı Geçici Komisyonu'nun bildirisi, Azerbaycan Cumhuriyeti Medya ve Yayın Kurulu'nun uyarısı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin açıklaması ve Kürşad Zorlu'nun tutumu önemli bir siyasi mesajdır. Bu açıklamaların mesajı şudur ki, iki ülkenin ilişkilerini manipülatif paylaşımlarla değiştirmek mümkün değildir. Ancak bu mesaj, pratik adımlarla tamamlanmalıdır.

Azerbaycan ve Türkiye, kardeşliği hedef alan koordineli bilgi kampanyalarına karşı ortak bir belge hazırlamalı, operatif bilgi alışverişi kurmalı, yasal tedbirlerin alınmasını sağlamalı ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için sürekli bir mekanizma oluşturmalıdır. Böyle bir belge, iki ülkenin vatandaşlarının karşılıklı güvenini koruyan hukuki bir çerçeve oluşturmalıdır.

Kardeşliği bozmaya çalışanlar bir şeyi anlamalıdırlar: Azerbaycan ile Türkiye'nin ilişkileri sosyal ağlarda kurulmadı ki, birkaç paylaşım aracılığıyla dağıtılsın. Bu ilişkiler tarihin sınavlarından geçti, insanların hafızasında kök saldı ve devletlerin stratejik çıkarlarıyla pekişti.

Azerbaycan ile Türkiye arasına şüphe düşürmek isteyenlere en büyük cevap, iki halkın birbirine daha çok inanması, iki devletin ise o inancı korumak için daha sıkı işbirliği yapmasıdır.

Ulu önder Haydar Aliyev'in “Tek millet, iki devlet” ifadesi geçmişten gelen bir hafıza, bugünün sorumluluğu ve geleceğe yönelik bir vaattir. Şimdi asıl mesele o vaadi korumaktır.

Modern Araştırma ve Analiz Grubu

Facebook
Dəqiq xəbəri bizdən alın!
Keçid et
Zelenski özündən çıxdı - Putinə görə Trampa ağır sözlər